Başkan Erdoğan'dan G20 Liderler Zirvesi dönüşünde flaş mesajlar: Netanyahu'ya Suriye yanıtı, Gazze'de ateşkes, Ukrayna-Rusya arasında barış...
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Güney Afrika'da düzenlenen G20 Liderler Zirvesi'nin ardından Türkiye'ye dönüş yolunda gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu. Başkan Erdoğan, ziyaret ve zirveyle ilgili genel bir değerlendirme yaparken; gündeme ilişkin soruları da yanıtladı. Ticaret savaşlarının küresel dünyaya zarar verdiğini söyleyen Erdoğan, "Enerji güvenliği lüks değil, stratejik bir zorunluluktur." dedi. Gazze'de ateşkese rağmen akan kanın durmaması ile ilgili de değerlendirmede bulunan Erdoğan, "İsrail'i böylesi pervasız hale getiren ülkeler bir an önce elini taşın altına koymalıdır." ifadesini kullandı. Netanyahu'nun Suriye ile ilgili pervasız sözlerine de değinen Erdoğan, Suriye'nin toprak bütünlüğünün önemine vurgu yaparken; "Benzeri bir tehdit ve tehlikeyle tekrar karşılaşmak istemeyiz, ama karşılaşırsak da gereğini yaparız." dedi. Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşla ilgili de konuşan Erdoğan, barış için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Güney Afrika'da düzenlenen G20 Liderler Zirvesi'nin ardından Türkiye'ye döndü. Dönüş yolunda uçakta ziyareti ile ilgili genel bir değerlendirmede bulunan Başkan Erdoğan, ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorduğu sorulara önemli yanıtlar verdi. İşte Başkan Erdoğan'ın o değerlendirmesi ve sorulara verdiği yanıtlar...

GENEL DEĞERLENDİRME
Kıymetli basın mensupları, değerli arkadaşlar; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. G20 Liderler Zirvesi'ni Güney Afrika Cumhuriyeti'nin ev sahipliğinde tamamladık. "Dayanışma, Eşitlik, Sürdürülebilirlik" temasıyla düzenlenen 20. zirvenin tüm insanlık için bir kez daha hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Zirve sonrasındaki basın toplantımızda zaten, kapsamlı bir değerlendirmede bulundum. Dolayısıyla burada, tekrar detaylara girmek istemiyorum. G20 Zirvesi'nin ilk defa Afrika kıtasında düzenlenmesinden duyduğumuz memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin Afrika ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye atfettiği ehemmiyet, sizlerin de malumudur. Bu zirve, bu bakımdan ayrıca önemli ve anlamlıdır. Türkiye, bundan sonra da kıtayla iş birliğini, dayanışmasını her alanda ilerletmeye devam edecektir. Zirve vesilesiyle yaptığımız görüşme ve hitaplarda, Gazze soykırımından iklim krizine, sürdürülebilir kalkınmadan yeşil dönüşüme kadar birçok kritik konuya temas ettik. Ülkemizin bu meselelerdeki duruşunu ve politikalarını kayda geçirdik. Gazzeli kardeşlerimizin yaşadıkları zulüm ve sıkıntılar, burada da gündemimizin ilk sırasındaydı. Gazze'de iki yıllık vahşetin ardından bizim de çabalarımızla sağlanan ateşkesin mutlaka korunmasının ve yeniden inşa faaliyetlerinin önemine dikkat çektik. En az gelişmiş ülkelerin Birleşmiş Milletler 2030 sürdürülebilir kalkınma hedeflerinde geri kalmaması için ihtiyaç duydukları mali desteğin teminine vurgu yaptık. "Kimseyi geride bırakmama" ilkesinin uluslararası topluma rehberlik etmesi gereğinin altını çizdik. Zirve vesilesiyle MIKTA liderleri olarak da bir araya geldik. Hepsi aynı zamanda G20 üyesi olan MIKTA ülkeleriyle iş birliğimizi gelecekte daha da güçlendireceğiz. G20 Johannesburg Zirvesi'nin tekrar hayırlı olmasını diliyor, şimdi sözü sizlere veriyorum.
SORU - G20'nin ilk toplantısının konusu da "Kimseyi geride bırakmadan kapsayıcı ve sürdürülebilir iktisadi büyüme" idi. Bu bağlamda kervanın yolda kalmaması ya da geride kalanların olmaması amacıyla hem Türkiye hem dünya için yeni iktisat tedbirleri nelerdir?
Başkan Erdoğan: Öncelikle oturum başlığı sadece bir slogan değil, küresel adalet arayışının ta kendisidir. Maalesef dünya ekonomisi son birkaç yılda yaşadığımız sıkıntılardan çok çok yara aldı. Salgından tutun sıcak çatışmalara, adına "ticaret savaşları" denilen zorlayıcı süreçlerden göçlere, iklim krizi ve doğal felaketlere kadar birçok ağır sınama ile karşı karşıya kaldık. Türkiye olarak tüm bu süreçlerden biz de etkilendik. Ancak bütün zorlu imtihanlardan başarıyla çıkmasını bildik ve hızla toparlanıyoruz. Ülkeler günümüzde dünyanın herhangi bir yerindeki menfi gelişmelerden, krizlerden çok kolay etkileniyor. Bu nedenle küresel anlamda sürdürülebilir kalkınmayı bir ya da iki ülkenin gayretleriyle değil, topyekûn ve kararlı adımlarla sağlayabiliriz. Bu nedenle hem uluslararası platformlarda hem de ikili görüşmelerimizde daima iş birliğini önemsiyor, ülkelerin ekonomik anlamda da "kazan-kazan" anlayışıyla birbirlerine yaklaşmasının gerekliliğini ortaya koyuyoruz. Ekonomilerimizi çeşitlendirmeli, krizlere karşı dirençli hale getirmeliyiz. Enerji güvenliği artık bir lüks değil, stratejik bir zorunluluktur. Bu noktada altını çizdiğimiz önemli bir kavram da kapsayıcılıktır. Sadece "ben ve çevremdeki kalbur üstü ülkeler kazansın" anlayışı da bize göre sakattır ve sürdürülebilir olmaktan uzaktır. Daha adil bir dünya mümkün. Yeter ki büyük devletler, insanı merkeze alan politikaları samimiyetle yürütsün.
Mısır'da düzenlenen zirvede Gazze konusunda anlaşmaya varılmıştı. (A Haber arşiv)
SORU - Gazze'de barış planı Trump'a aitti ve bir manada ateşkesin de aslında garantörü oluyor kendisi... Ama Gazze'deki katliamı bu durum da maalesef engelleyemedi. Bu konuda Trump nezdinde bir girişimde bulunacak mısınız? Netanyahu'yu artık bu saatten sonra ne dizginleyebilir?
Başkan Erdoğan: Uluslararası toplumun kararlı, tutarlı ve yaptırım gücü olan bir irade ortaya koyması, ben inanıyorum ki; Netanyahu'yu durduracaktır. Verdiği sözü bir çırpıda çiğneyen, göz göre göre çekinmeden cinayet işleyen bir canilikle karşı karşıyayız. İsrail'in doğruları konuşmadığını, insan öldürmek için bahane ürettiğini, Filistinlilere zulmettiğini artık herkesin anlamış olması gerekir. Hamas, İsrail'in bütün bu provokasyonlarına karşı büyük bir sabır örneği ortaya koyuyor ve ateşkese bağlı kalıyor. Bu ateşkesin eksiksiz uygulanması şarttır. Filistinliler bir yandan da Gazze'deki insani felaketle mücadele ediyor. Onların bu zorlu mücadelesine destek olmak, bütün ülkelerin borcudur. Özellikle İsrail'i böylesi pervasız hale getiren ülkeler bir an önce elini taşın altına koymalıdır. Birleşmiş Milletler maalesef bugüne kadar üzerine düşeni yapamadı. Bundan sonra atılacak adımlarla Birleşmiş Milletler'in ağırlığını hissettirebilmesi şart. İsrail'e yönelik diplomatik baskının hissedilir derecede artırılması ve engelsiz insani yardımların bölgeye kesintisiz ulaşımının önünün açılması ertelenemez bir mecburiyettir. Bölgede kış kendini hissettirmeye başlıyor. Türkiye olarak Gazze meselesinde ilk günkü kararlılığımızı devam ettiriyoruz.
SORU - Netanyahu'nun pervasızlığına dünyanın da herhangi bir tepki vermediğinden bahsettiniz. Ama bu pervasızlığını sanki sürdürüyor gibi. Çünkü Suriye topraklarındaki askerlerini ziyaret etti. Orada yapmış olduğu açıklamada "Türkiye'yi Suriye'de biz durdurduk" anlamına gelecek sözler söyledi. Hatta İsrail basını da benzer cümleler kurdu. Bir taraftan dünyanın geri kalanına değil, ama esas rakibinin ya da kendilerini engelleyenin Türkiye olduğunu vurgulayan bir açıklama gibi gözüküyor bu. Bir bunu söylüyor. Bir taraftan da "Biz Türkiye ile anlaşmak istiyoruz" anlamına gelecek bu iki cümlesi var. Bu hareketini, bu pervasızlığını nasıl yorumlarsınız?
Başkan Erdoğan: Her şeyden önce defalarca biz bunu söyledik. Bugün yine aynı noktadayız. Değişen bir şey yok. Suriye'nin toprak bütünlüğü bizim için esastır. Suriye'nin kaderine, Suriye'nin halkı karar verecektir. Suriye'deki en ufak bir karışıklığın ve istikrarsızlığın nasıl ağır faturalar oluşturduğunu en iyi bilen ülke Türkiye'dir. Ülkemizin milli güvenliği ve huzuru söz konusu olduğunda daha önce hangi adımları attığımız herkesin malumudur. Benzeri bir tehdit ve tehlikeyle tekrar karşılaşmak istemeyiz, ama karşılaşırsak da gereğini yaparız. Hep söylüyorum, bizim kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yok. Biz Suriye, Irak ve Lübnan başta olmak üzere bölgemizin her karışında barış, huzur ve güvenlik istiyoruz. Bunu da hiçbir ayrım yapmadan herkes için, tüm halklar için istiyoruz. Aslında İsrail yönetimi bölgede attığı her adımın hem hukuksuz, hem de istikrarsızlık kaynağı olduğunu biliyor. Siz İsrail basınının ne yazdığından çok Türkiye'nin ne yaptığına odaklanın. Buradan zaten neticesini alırsınız. Biz, kendi stratejik önceliklerimiz çerçevesinde neye ihtiyaç duyuyorsak, onu yapıyoruz ve bundan sonra da yapacağız.

