Buradaki potansiyelin siyasi açıdan suiistimal edilmeye çalışılmasının bu kaynakların kullanılamaması riskini de beraberinde getireceğini belirten Başkan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Biz enerjinin tüm ülkeler ve toplumlar arasında işbirliği ve ortak kazanım unsuru olduğunu düşünüyoruz, uyuşmazlıkları diyalog yoluyla çözmek istiyoruz. İşbirliğini tercih ediyoruz ve buna hazırız. Bu nedenle daha önce iki defa kapsayıcı nitelikte Doğu Akdeniz'deki fırsatlar için konferans düzenlenmesini önermiştim. Maalesef, başta AB buna sessiz kaldı. Sessiz kalmak sorunları çözmüyor. Keza, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ada'da kapsamlı çözüme kadar rezervlerin ortak işletimi ve gelir paylaşımını önerdi ve biz de bu öneriyi destekliyoruz. Bölgede başka ülkeler de bu yönde ilerlerken, Ada'daki iki taraf neden işbirliği yapamasın? Ege'de de işbirliği yapabileceğimiz pek çok konu var. Her şey halklarımızın ve sonraki nesillerimizin huzur ve refahı için."
"AYASOFYA CAMİİ BARIŞ VE HOŞGÖRÜNÜN SEMBOLÜDÜR"
Başkan Erdoğan, farklı kültürleri hoşgörü ile sahiplenme temeli üzerine kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'nin hem vakıf müesseselerini hem de bunların hak ve hukukunu geleceğe taşıyan bir sistemi etkin şekilde sürdürdüğünü belirterek, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi'ne ait vakıf statüsünün bugün de korunmakta ve geçerli olduğuna işaret etti.
Ayasofya Camii'nin Fatih Sultan Mehmet Vakfının mülkiyetinde bulunan, ilgili Danıştay kararıyla esasen vakfedilme amacına uygun olarak kullanıldığının altını çizen Erdoğan, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi'nin maddi ve manevi yönlerden yapısal bütünlüğünün bozulamayacağının, ikonografik ve her türlü plastik sanat unsurlarının eksiltilemeyeceği ve korunacağının, her vakıf kurumu gibi dokunulmazlık imtiyazına sahip Ayasofya Vakfının hukuki belgesi olan Vakıf Senedinde güvence altına alındığını da vurguladı.
Erdoğan, "Bu mümtaz mabedi insanlık tarihinin nadiren göreceği bir titizlik ve saygıyla koruyor, tüm insanlığın bu muhteşem anıttan maddi ve manevi şekilde yararlanmasına olanak sağlıyoruz. Son 570 yıllık uygulama ve koruma çabaları da devletimizin konuya tarihin her katmanında ne kadar titizlik ile yaklaştığının tescilidir. Şimdi ise Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi'nde Mimar Sinan döneminde yapılan koruma çalışmalarından sonra bütüncül olarak en büyük çalışmayı başlattık. Ayasofya Camii barış ve hoşgörünün sembolü olarak tüm din ve inançtan ziyaretçilere açık olmaya devam edecektir." dedi.
HEYBELİADA RUHBAN OKULU
Anayasa Mahkemesinin 1971'de aldığı bir kararla ülke genelindeki tüm özel yüksekokulların devletleştirilmiş olduğunu kaydeden Erdoğan, bu kararın sadece Heybeliada Ruhban Okulunu değil, Türkiye'deki tüm özel yükseköğretim kurumlarını kapsadığını vurguladı.
Başkan Erdoğan, Ruhban Okulunun devredilebileceği bir resmi yükseköğretim kuruluşunun bulunmaması nedeniyle hukuki temelini yitirdiğini ve faaliyetlerin durduğunu belirterek, "Esasen günümüzde Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden açılabilmesi ancak kapsamlı mevzuat değişiklikleri sonucunda mümkün olabilir. Öte yandan, Fener Rum Patrikhanesi de, Ruhban Okulunun YÖK mevzuatına tabi olarak bir devlet üniversitesi bünyesinde öğrenime yeniden başlamasına olumlu yaklaşmamıştır." ifadelerini kullandı.
"DÜZENSİZ GÖÇ ORTAK BİR SINAMADIR VE ORTAK ÇABALAR GEREKTİRMEKTEDİR"
Gerek yaşanan siyasi istikrarsızlıklar, gerek farklı kaygılar nedeniyle dünya genelinde göç hareketlerinde ciddi artış gözlemlendiğine dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Maalesef, insanların bu arayışlarından çıkar sağlayarak, ciddi gelirler elde eden suç yapıları da hızla artıyor. Bu durum, her zaman söylemiş olduğumuz üzere, devletlerin tek başına üstesinden gelebilecekleri bir mesele değil. Neticede düzensiz göç ortak bir sınamadır ve ortak çabalar gerektirmektedir. Tabiatıyla ülke olarak düzensiz göçle mücadelemize yoğun çabalarımızla devam ediyoruz."
Başkan Erdoğan, bu konuda Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'ye destek olmasının önem arz ettiğini belirterek, sonuç itibarıyla, eşit yük ve sorumluluk paylaşımını öngören, daha kaynakta iken göçü engellemeye yönelik ortak adımlar atılmasının şart olduğunu kaydetti.
Bunu sadece Türkiye ve Yunanistan arasındaki işbirliği ya da Ege'deki göç hareketlilikleriyle sınırlandırmamak gerektiğini belirten Erdoğan, tüm uluslararası toplumun dahline ihtiyaç duyulan son derece geniş çaplı bir mücadelenin gerekli olduğunu vurguladı.
Başkan Erdoğan, "Biz bu konuda samimi şekilde işbirliğine her zaman açık olduk, olmaya da devam ediyoruz. Kaldı ki göç meselesi savaşlar sona erse bile dünya gündeminden kalkmayacak bir sorun alanı. Küresel iklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarından birinin de iklim göçleri olduğu ve gelecekte bunun artacağı öngörüleri mevcut. Dolayısıyla bu soruna kalıcı çözümler, işleyen mekanizmalar üretmek zorundayız. Bütüncül bir yaklaşımla bu konuda kafa yormalı ve sorun çözücü formülleri konuşabilmeliyiz." dedi.

"BİZ, ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DAİMA HAKKANİYETİN, ADALETİN VE VİCDANIN SESİ OLAGELDİK"
Türkiye'nin NATO'ya Yunanistan'la birlikte, 71 yıl önce girdiğini hatırlatan Erdoğan, Batılı veya Avrupalı olmanın kriterinin Avrupa Birliği mensubiyeti olmadığını ifade etti.
Erdoğan, Türkiye'nin AB'yle de, 1963 yılına dayanan ilişkileri çerçevesinde, aynı Gümrük Birliği içinde bulunan, adaylık statüsünü taşıyan bir ülke olduğuna işaret ederek, bu doğrultuda Türkiye'nin, demokratik yapısıyla ve savunduğu değerlerle, AB ve NATO üyesi ülkelerle ortak paydasının son derece geniş olduğunu belirtti.
Türkiye'nin BM ve Avrupa Konseyi başta olmak üzere Batılı olarak adlandırılan birçok uluslararası teşkilatın da kurucu üyesi olduğunu dile getiren Erdoğan, "Biz, uluslararası ilişkilerde daima hakkaniyetin, adaletin ve vicdanın sesi olageldik. Uluslararası gelişmelerde rehber edindiğimiz bu anlayış doğrultusunda, tarihin doğru tarafında yer almak başlıca hedefimizdir." diye konuştu.
"BİZ GAZZE'DEKİ SOYKIRIMA KARŞI ÇIKARAK BATI TOPLUMUNUN TEMEL DEĞERLERİNİ DE SAVUNUYORUZ"
Başkan Erdoğan, Türkiye'nin Filistin halkının uğradığı haksızlıklar ve insanlık dışı muamele karşısında ortaya koyduğu tepki ve uluslararası hukuku, uluslararası insancıl hukuku ve insan hakları hukukunu açıkça ihlal eden eylemleri nedeniyle İsrail'i eleştirmekten kaçınmamasının, bu hedefin tabii bir gereği olduğunu ifade etti.
Bugün pek çok Batılı ülkenin de giderek benzer tutumlar ortaya koymaya başladığına dikkati çeken Erdoğan, Türkiye'nin Filistin bağlamında, bu şekilde ahlaki bir sorumluluğu yerine getirmesinin, "Batıya ait bulunup bulunmamakla" sorgulanmasının söz konusu olamayacağını kaydetti.
Başkan Erdoğan, Türkiye'nin yönelim ve aidiyetinin tartışılmasından ziyade, asıl sorgulanması gerekenin bazı Batılı ülkelerin, kuvvetle savundukları değerleri bazen hiçe sayabilmesi olduğunu belirterek şunları kaydetti:
"Gazze'de yaşanan vahşete sessiz kalınması bunun en canlı örneğidir. Aslında biz Gazze'deki soykırıma karşı çıkarak Batı toplumunun temel değerlerini de savunuyoruz. Gazze'de kundaktaki bebeklerden tutun her yaşta insanın temel hakları çiğneniyor. İnsan haklarının göz göre göre yok edilmesine sessiz kalınması, insanların mülkiyet haklarının hiçe sayılarak evlerine, topraklarına sistematik bir biçimde el konulması, Filistinlilerin geleceklerini tayin haklarının ellerinden alınması Batı medeniyetinin değerlerinin neresinde kalıyor? Hastanelerin bombalanması, okulların, mülteci kamplarının, pazar yerlerinin vurulması ve sivillerin öldürülmesi Batı değerlerine uygun mudur? Gazze'deki insanlara 'güneye gidin' deyip oraya yönelenlerin üzerlerine bomba yağdırılması Batı'nın benimsediği bir durum mudur? Şimdi soruyorum, tüm bunlara bile isteye sessiz kalan ülkeler mi yoksa Türkiye mi Batı'ya ait?"
TÜRKİYE YUNANİSTAN'LA POZİTİF GÜNDEMİ GELİŞTİREREK İLİŞKİLERDE YENİ SAYFA AÇMAK İSTİYOR
Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın yarın Yunanistan'a 5. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi (YDİK) toplantısı vesilesiyle yapacağı ziyaretle iki ülke arasında mevcut pozitif gündem geliştirilerek ilişkilerde yeni sayfa açılması hedefleniyor.
Türkiye'de 6 Şubat'ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ve Yunanistan'da 28 Şubat gecesi yaşanan tren kazasının ardından birbirlerine destek olan iki ülke, ilişkilerine yeni boyut kazandırdı.
Taraflar arasında son dönemde düzenlenen üst düzey toplantıların olumlu ikliminden hareketle, iki ülke dışişleri bakanları bir yol haritası üzerinde mutabık kaldı.
Türkiye ve Yunanistan arasında pozitif gündem kapsamında Ortak Eylem Planı görüşmelerinin 5'incisi de Atina'da 16 Ekim'de yapıldı.
Bu görüşmelerde ikili ve uluslararası düzeyde anlaşma ve işbirliği alanlarının tespitinin, mevcut olumlu atmosfer üzerine inşa edilerek yapılması konusunda mutabık kalındı. Ortak anlayışa varmak amacıyla mevcut diyalog kanallarını sürdürme konusundaki kararlılık vurgusu yapıldı.
BAŞKAN ERDOĞAN OLUMLU MESAJLAR VERDİ
Türkiye bir yandan Yunanistan ile sorunların diyalog yoluyla çözülmesi için çaba göstermeye devam ederken diğer yandan ikili ilişkilerin her alanda geliştirilmesini hedefliyor ve her iki ülkenin yararına somut projelerin hayata geçirilmesini destekliyor.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan da son olarak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Almanya ziyaretlerinin ardından Yunanistan ile ilgili olumlu mesajlarını sürdürdü.
Almanya dönüşünde, Yunanistan ziyareti hatırlatılarak, sorunların çözümünde ve işbirliğinde sürpriz adım olup olmayacağı sorulan Başkan Erdoğan, "Yapacağımız işbirliği konferansıyla bunları konuşacağız. Temenni ederim ki aynen dediği gibi olur ve Yunanistan'la ilişkilerimiz daha iyi bir noktaya ulaşır. Yeni bir süreci temennim odur ki inşallah başlatırız." değerlendirmesinde bulundu.
Düşmanları azaltmak ve dostları çoğaltmak istediklerinin altını çizen Başkan Erdoğan, "Bölgenin iki önemli ve komşu ülkesi olarak çıkarlarımızın aynı doğrultuda olması gayet normal. Bazı konulardaki görüş ayrılıklarımızı, diyaloğu önceleyerek çözüme kavuşturabiliriz. Bölge ülkeleri olarak meseleye rant ve pazar mantığıyla yaklaşan üçüncü ülkeleri sürecin dışında tutarsak, çözemeyeceğimiz bir sorunumuz yok." ifadesini kullandı.
BAE dönüşünde de Atina ziyaretini gündeme getiren Başkan Erdoğan, "Özellikle Yüksek Düzeyli İşbirliği Konsey toplantısı sonrası iki ülke arasında yeni bir dönem başlar mı?" sorusuna yanıtında, "Temennimiz odur ki yeni bir dönem başlamış olsun." dedi.
Başkan Erdoğan, "Bizim dış politika anlayışımız 'hep ben kazanayım karşıdaki kaybetsin' değildir. Biz 'kazan-kazan' anlayışı ile Atina'ya gideceğiz. Orada yeni dönemin ruhuna yakışır kararlar almak için hem ikili ilişkilerimizi hem Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini ele alacağız." diye konuştu.
TÜRKİYE İLİŞKİLERDE YENİ SAYFA AÇMAK İSTİYOR
Türkiye ile Yunanistan arasında halihazırda dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde siyasi istişareler, bakan yardımcıları düzeyinde olumlu gündem mekanizması, askeri makamlar arasında güven artırıcı önlemler mekanizması ve istikşafi/istişari temaslar bulunuyor.
Yunanistan ile süregelen sorunların bilincinde olan Türkiye, meselelerin ancak sakin şekilde ele alınarak çözülebileceğine inanıyor.
Başkan Erdoğan'ın yarın Atina'ya yapacağı günübirlik ziyaret ile Türkiye, Yunanistan ile mevcut pozitif gündemi geliştirerek, ilişkilerde yeni sayfa açmayı hedefliyor.
Ziyaret kapsamında Başkan Erdoğan'ın yarın öğleden önce Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakelaropulu ve sonrasında Başbakan Kiryakos Miçotakis ile bir araya gelmesi öngörülüyor.
Başkan Erdoğan'a Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın yanı sıra Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un eşlik etmesi bekleniyor. Bakanların Atina'da muhataplarıyla görüşmeler yapmaları planlanıyor.
BİR DİZİ ANLAŞMA İMZALANMASI BEKLENİYOR
Başkan Erdoğan'ın ziyareti çerçevesinde iki ülke arasında ekonomi, ticaret, ulaştırma, tarım, enerji, gümrük, turizm, spor alanları dahil bir dizi anlaşma ve mutabakat imzalanması öngörülüyor.
Bununla birlikte, iki ülke arasındaki dostane ilişkiler ve iyi komşuluğun gelecekte nasıl şekilleneceğiyle ilgili ortak bildirgenin yayımlanması da gündemde.
Görüşmelerin ardından, Başkan Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in ortak basın toplantısı düzenlenmesi ve daha sonra heyetler arası çalışma yemeğine geçilmesi planlanıyor.
Başkan Erdoğan-Miçotakis görüşmesinde İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının da gündeme gelmesi bekleniyor.
Başkan Erdoğan'ın ziyaretiyle ayrıca Yunanistan ile mevcut mekanizmaların ne şekilde ve nasıl ilerletileceği de belirlenecek.
YUNANİSTAN TÜRKİYE İLE BİRLEŞTİRİCİ UNSURLARA ODAKLANMAK İSTİYOR
Öte yandan Başkan Erdoğan'ın Atina'ya yapacağı ziyaret Yunan kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Birçok gazete günlerdir bu ziyaretten beklentilere ilişkin değerlendirme yayınlarken Yunan siyasetçiler de konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.
Yunan Devlet Televizyonu ERT'ye konuşan Yunanistan Devlet Bakanı Akis Skerços, Atina'nın iki ülke arasındaki uzlaşmazlık alanlarında ısrar etmeyeceğini aksine, Türkiye ile Yunanistan'ı birleştiren ortak hedeflere odaklanacağını kaydetti.
Yarın 5'incisi düzenlenecek YDİK toplantısına ilişkin değerlendirmelerini Parapolitika gazetesi için kaleme alan Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis, ülkesinin YDİK'e samimi işbirliği niyetiyle katılacağını kaydetti.
Yerapetritis, iki ülkenin de gelecek nesillere huzurlu komşuluk ilişkileri borçlu olduğunu belirterek, "Yunan hükümeti yaklaşmakta olan İşbirliği Konseyini bilgi ve ciddiyetle, gelecek nesilleri dikkate alarak karşılıyor. Gelecek nesillere, ülkemizin refah ve ilerlemesine katkı sağlayacak huzurlu bir uluslararası komşuluk miras bırakmaya borçluyuz." ifadesini kullandı.
Hükümet Sözcüsü Pavlos Marinakis dün ERT'e yaptığı açıklamada, Türkiye ile Yunanistan arasında çözüm bekleyen önemli meseleler bulunduğunu ancak bu meselelerin krize yol açmasına izin verilmemesinin önemli olduğunu söyledi.
GÜVENLİK ÖNLEMLERİ
Öte yandan, Yunan basını Başkan Erdoğan'ın Atina ziyaretinde alınacak üst düzey güvenlik önlemlerine dikkat çekti. Ziyaret günü güvenliğin sağlanması için 3 bin 500 polisin görev alacağı aktarılan haberlerde, insansız hava araçları ve helikopterlerin de güvenliği sağlamak için kullanılacağı ifade edildi.