
STRATEJİK KÖPRÜ
6. Türkiye-Çin İletişim Forumu'nun ev sahibi sıfatıyla açılış konuşmasını gerçekleştiren Turkuvaz Dergi Genel Müdürü ve Turkuvaz Medya İcra Kurulu Üyesi Yasemin Gebeş, sözlerine "Bugün burada yalnızca iki ülkenin temsilcileri olarak değil, hızla değişen küresel düzeni birlikte okuyabilen, ortak geleceği birlikte tasarlayabilen, günümüzün sorunlarına ortak akılla çözüm üretme iradesini taşıyan iki kadim medeniyetin mensupları olarak bir aradayız." diyerek başladı.
Türkiye ile Çin arasındaki iletişim ve karşılıklı anlayışın gelişmesine uzun yıllardır istikrarlı biçimde katkı sunan ve 13. yılına giren China Today Dergisi'ne vurgu yapan Yasemin Gebeş, "China Today yalnızca iki ülke arasında bir yayın köprüsü değil; aynı zamanda kültürel diplomasi açısından örnek gösterilebilecek nitelikte stratejik bir platform. Derginin 13 yıldır kesintisiz olarak devam eden yayın hayatı, aslında iki ülke arasında karşılıklı güvenin, iletişime verilen önemin ve uzun vadeli iş birliği iradesinin somut bir yansıması" dedi.
"UYUMU GÜÇLENDİRMELİYİZ"
Yasemin Gebeş'in ardından sahneye çıkan Çin Halk Cumhuriyeti'nin Türkiye Büyükelçisi Jiang Xuebin, bugün dünya düzeninin derin bir değişim sürecinden geçtiğini; çok taraflılığın sorgulandığını ve küresel yönetişimdeki boşlukların büyüdüğünü vurgulayarak "Bu nedenle, 'küresel yönetişimin nasıl güçlendirileceği ve daha adil hale getirileceği' sorusu tüm insanlığın ortak gündeminde yer alıyor." diyerek sözlerine başladı. Büyükelçi, Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Şi Cinping'in geçen eylül ayında başlattığı "Küresel Yönetişim Girişimi"nin Çin'in bu çağın sorusuna verdiği yanıt olduğunu belirtti ve sözlerine şöyle devam etti: "Bugün küresel yönetişim, geçmiş ile gelecek arasında kritik bir dönemeçte duruyor. Bu süreçte Çin ve Türkiye'nin üstlenebileceği rol büyük önem taşıyor. Bu doğrultuda ilk olarak çok taraflı iş birliğini güçlendirmeliyiz. Çin ve Türkiye, 'istişare, ortak katkı ve ortak fayda' ilkelerine bağlı kalarak, Birleşmiş Milletler'in otoritesini korumalı, Güvenlik Konseyi reformlarının tüm üye ülkelerin ortak çıkarlarına hizmet etmesini sağlamalı. BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü, G20 ve APEC gibi mekanizmalar içinde koordinasyon güçlendirilerek küresel yönetişimde gelişmekte olan ülkelerin etkisi artırılmalı"
Uluslararası adaletin korunması için dayanışma içinde olunması gerektiğini de vurgulayan Büyükelçi, "Üçüncü olarak küresel barış ve istikrar için birlikte çaba göstermeliyiz. Çin ve Türkiye, Filistin-İsrail çatışması ve Ukrayna krizi gibi önemli uluslararası meselelerde benzer görüşleri paylaşıyor. Çin, Filistin'de kalıcı ateşkesin sağlanmasını, 'iki devletli çözümün' hayata geçirilmesini destekliyor; Ukrayna konusunda ise adil, tarafsız ve diyalog odaklı bir tutum sergiliyor. Türkiye'nin bu alanlardaki aktif diplomatik girişimlerini takdirle izliyoruz ve barış için birlikte çaba göstermeye hazırız." dedi.
Büyükelçi Jiang Xuebin son olarak "Stratejik uyumu güçlendirerek halklarımızın refahını artırmalıyız. Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Koridor projesinin sinerjisini derinleştirmek, Çin-Avrupa tren hattının güney güzergâhını güçlendirmek, ticaret, kültür ve turizm alanlarında yeni köprüler kurmak önceliklerimiz arasında olmalıdır. Ayrıca yeni enerji, 5G teknolojisi, biyoteknoloji ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda da somut iş birliği adımları atarak bu ortaklığı halklarımızın günlük yaşamına yansıtabiliriz." diyerek sözlerini tamamladı.
AKADEMİK ALANDA ORTAK PROJELER ARTIRILMALI
6. Türkiye-Çin İletişim Forumu kapsamında gerçekleştirilen panele ise Boğaziçi Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı & Boğaziçi Üniversitesi Yayınları Başkanı Prof. Dr. Berat Açıl, İstanbul Üniversitesi, Çin Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı & Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lale Aydın Tunç, ORSAM Ortadoğu Çalışmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kadir Temiz, EMBA Electricity Generation Genel Müdürü Jiang Sheng, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden Misafir Araştırmacı Liu Xinyue, Beijing Üniversitesi, Bölgesel ve Ülke Çalışmaları Enstitüsü Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zan Tao, Türk Sinolog, Çevirmen, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Doğu Dilleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Giray Fidan katıldı.
Panelde ilk konuşmayı yapan Boğaziçi Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı & Boğaziçi Üniversitesi Yayınları Başkanı Prof. Dr. Berat Açıl, Türkiye ve Çin arasındaki tarihsel bağları yeniden düşünmek ve onları çağdaş bir ortaklığa dönüştürmek gerektiğine işaret ederek "Bu noktada akademinin sorumluluğu büyük. Üniversitemiz, uzun yıllardır Çin üzerine akademik çalışmalar yürütüyor. Konfüçyüs Enstitüsü'müz, Asya Çalışmaları Merkezimiz ve fakültemiz bünyesinde verilen Çince dersleri, bu alanda oluşan bilgi birikiminin temel taşları. Asya çalışmalarını yalnızca bir bölgesel araştırma alanı olarak değil, dünyayı farklı bir yerden okuma çabası olarak görüyoruz." dedi.
"Avrupa merkezli olmayan bir düşünce, bir kültür ve hatta bir yönetişim anlayışı nasıl kurulabilir?" sorusunun da gündeme getirilmesi gerektiğine işaret eden Prof. Açıl, "Akademi, bu soruya yanıt arayan en önemli alanlardan olmalı. Uzun yıllar 'dünya edebiyatı' ya da 'dünya tarihi' gibi kavramlar yalnızca Batı merkezli anlatıların içinde şekillendi. Oysa bugün artık bu kavramların yeniden düşünülmesi gerektiği açık. Hâkim olan tek merkezli dünya tarihi anlatısı, yerini çok sesli, çok kültürlü bir tarih anlayışına bırakıyor. Aynı şekilde edebiyat tarihi de artık sadece belirli merkezlerden değil, farklı coğrafyaların ortak seslerinden oluşuyor. Bu yeni dönemde, 'kutuplara ayrılmamış, tüm aktörlerin eşit biçimde temsil edildiği bir dünya temsili mümkün mü' sorusu hem akademinin hem siyasetin hem de ekonominin gündeminde yer alıyor." dedi.
Prof. Berat Açıl son olarak projelere ve ortak araştırmalara daha fazla odaklanılması gerektiğini vurgulayarak "Ekonomik güç dengeleri Asya'ya doğru kayarken akademinin de araştırma önceliklerini, fonlarını ve projelerini bu coğrafyaya yönlendirmesi kaçınılmaz. Asya'nın ve özelde Çin'in merkezinde olduğu ortak projelerin desteklenmesi, iki ülke arasındaki akademik diyalogu kalıcı kılacaktır. Bu bağlamda, iki ülkenin edebiyatlarını, tarihlerini ve kültürlerini karşılıklı olarak tanıtan akademik yayınların, çeviri projelerinin ve ortak araştırma programlarının çoğalması son derece kıymetli" diye konuştu.

KURUMSAL İŞ BİRLİĞİ GEREKLİ
Panelde söz alan ORSAM Başkanı Dr. Kadir Temiz, "Küresel yönetişim tartışmalarının yeniden şekillendiği bir dönemde Çin ve Türkiye'nin diyalogu, yalnızca iki ülke ilişkilerinin değil aynı zamanda yeni bir dünya düzeninin fikri temellerinin de parçasıdır" diyerek sözlerine başladı. Dünya sisteminde rekabetin ötesine geçen, fikir birliğine dayalı yönetişim arayışının öne çıktığına dikkat çeken Temiz, "Türkiye'nin stratejik özerkliği ve Çin'in kapsayıcı kalkınma vizyonu aslında birbirini tamamlayan iki temel kavramdır" dedi. Temiz sözlerine şöyle devam etti: "Küresel yönetişimde fikir birliği, ancak karşılıklı saygı, veri-temelli analiz, diyalog ve müzakere kültürüyle mümkün. Türkiye ve Çin, bu dört ilkenin her birinde önemli bir deneyime sahip iki köklü medeniyettir. Her iki ülke de kendi bölgesinde istikrar üretme, kalkınmayı yaygınlaştırma ve krizleri pozitif gündem ve diyalog yoluyla aşma kapasitesine sahip. Bu çerçevede, akademik iş birlikleri kadar think tank diplomasisi de giderek daha fazla önem kazanıyor. Türkiye'de ORSAM olarak Çin'deki düşünce kuruluşlarıyla daha yoğun bir temas ağı kurmayı, ortak araştırmalar yapmayı ve veri temelli analizlerle küresel yönetişime katkı sunmayı arzuluyoruz."
KÜLTÜREL İŞ BİRLİĞİ GÜÇLENİYOR
İstanbul Üniversitesi, Çin Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı & Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lale Aydın Tunç ise Kuşak ve Yol Girişimi'nin 12'nci yılını tamamladığını hatırlatarak "Proje ekonomi amaçlı olmasına rağmen ülkeler arası sosyal ve kültürel ilişkileri de etkiliyor. Özellikle Türkiye'nin kadim İpek Yolu güzergahındaki jeopolitik konumu göz önünde bulundurulduğunda, Çin ile olan ilişkilerinin yalnızca ticari faktörlere dayanmadığı aynı zamanda oksidental ve oryantal kültürleri birbirine bağlayan bir kilit rolünde olduğu yadsınamaz bir gerçek" dedi. Bu girişimin kültürel alışverişe sağladığı destek sayesinde Türkiye- Çin arasındaki eğitim işbirliği, sanat, turizm, edebiyat, çeviri, yayıncılık faaliyetleri gibi alanlarda olumlu bir etkileşim ve bu alanlardaki çalışmalarda artış görüldüğünü ifade eden Tunç, Konfüçyüs Enstitüleri sayesinde her yıl onlarca Türk öğrencinin ana dili Çince olan hocalardan başta Çince seçmeli ders aldığını, ardından uluslararası geçerliliği olan HSK sınavlarında başarı gösterdiğini ve sonrasında Çin'de burslu eğitim olanağı hakkı kazandığını aktardı. Tunç sözlerini şöyle sürdürdü: "Kültürlerarası diyaloğun Türkiye adına Çin tarafındaki olumlu gelişmesi olarak Çin'in Qingdao şehrindeki Dünya Sinoloji Merkezi'nde Türkiye masası kuruldu. Bu merkezde Sinoloji çalışmalarının yanı sıra çeviri çalışmaları da yürütülüyor. Ayrıca Haziran 2024'te Beijing'de düzenlenen 3. Uluslararası Edebiyat Akademisi Dekanlar Forumu'nda, Beijing Lao She Edebiyat Akademisi ile iş birliği anlaşması imzalandı. İkili ilişkilerin gelişmesi sonucu yayınevleri ile yapılan anlaşmalar ve projeler neticesinde telif sorunu ortadan kalktı. Böylelikle çağdaş edebiyat yayınlarının (bilim kurgu, otobiyografi, çocuk edebiyatı vb.) oldukça gelişmiş örneklerine rastlarken son dönemdeki çevirilerin büyük bir kısmının Çince orijinalinden olduğunu görüyoruz. Sonuç olarak kültürlerarası diyalog, Çin ve Türkiye arasında sadece ekonomik veya siyasi değil aynı zamanda ortak değerler etrafında karşılıklı saygı ve anlayışını güçlendiriyor."
DEV YATIRIM GELİYOR
Panelde söz alan EMBA Electricity Generation Türkiye Genel Müdürü Jiang Sheng ise EMBA'nın Çin'in Ulusal Elektrik Yatırım Grubu'na bağlı bir kuruluş olduğunu ve Türkiye'de 10 sene önce bir santral kurduklarını ifade ederek "Yol Kuşak Girişimi çerçevesinde hayata geçirdiğimiz bu projeyle istihdama önemli katkı sağladık ve Türkiye'de üretilen elektriğin yüzde 3'ünü karşılıyoruz. 6 Şubat depreminde bölgede aktif olarak üretime devam ettik. Şimdi yatırımlarımızı artırmayı planlıyoruz. Büyük bir yatırım planı gündemimizde Güneş enerjisi alanında bir proje öngörüyoruz. Çin'in yeni sürdürülebilir enerji yatırım modelini Türkiye'ye tanıtmak istiyoruz." dedi.
FİLİSTİN MESELESİNDE ORTAK DURUŞ
Panelin bir diğer katılımcısı olan Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden Misafir Araştırmacı Liu Xinyue, "Türkiye yolculuğunun 12 yıl önce Türkçe öğrenmesiyle başladığını ve bugün Çin'de Türk dili ve edebiyatı dersleri veren bir öğretim üyesi olarak kaderimin Türkiye ile derinden bağlı olduğunu söyleyebilirim." diyerek sözlerine başladı. Tarihe bakıldığında Çin ile Türkiye'yi birbirine bağlayan en güçlü hattın kuşkusuz İpek Yolu olduğuna işaret eden Xinyue, "Yüzyıllar boyunca yalnızca ticaret değil, fikirler ve kültürler de bu kadim yol üzerinden taşınmış, iki ülke arasında kalıcı bir medeniyet diyalogu oluşmuş. Göktürklerden Osmanlı'ya uzanan süreçte Çin kaynaklarında Türk tarihine dair pek çok kayıt yer alıyor. Bu da iki halk arasındaki etkileşimin sürekliliğini gösteriyor." dedi.
Modernleşme döneminde iki ülkenin de benzer zorluklar yaşadığını, 1920'lerde Çinli aydınların Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesini yakından izlediğini ve Türkiye'nin azmini "Doğu'nun yeniden doğuşu" olarak gördüklerini aktaran Xinyue, "Bugün ise Çin ve Türkiye, Küresel Güney'in iki önemli aktörü olarak adalet, eşitlik ve temsil arayışında ortak bir zeminde buluşuyor. Özellikle Filistin meselesinde sergilenen insani ve tutarlı duruş, iki ülkenin ortak vicdanını yansıtıyor. Asya'nın iki kadim medeniyeti olarak Çin ve Türkiye geçmişten gelen dostluğu yeniden tanımlayarak geleceğe dair daha kapsayıcı, daha adil bir uluslararası düzenin inşasında yan yana durabilir." dedi.
DÜNYA YENİ BİR DÜZENE İHTİYAÇ DUYUYOR
Panele video bağlantısıyla katılan Beijing Üniversitesi, Bölgesel ve Ülke Çalışmaları Enstitüsü Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zan Tao, her iki ülkenin de köklü bir medeniyet birikimine ve zengin bir siyasi tarihe sahip olduğunun altını çizerek "Bin yıllar boyunca İpek Yolu, bu iki büyük uygarlık arasında yalnızca ticaret değil, fikir, sanat ve kültür köprüsü kurdu. Konfüçyüs'ün 'erdemli yönetim' anlayışıyla Türk-İslam dünyasındaki 'sufi bilgelik' aslında aynı soruya, yani 'insanı ve toplumu nasıl adaletle yönetebiliriz?' sorusuna cevap arıyordu" diyerek konuşmasına başladı. Prof. Tao, 20. yüzyıl başlarında Batı'nın sömürgeci baskısı altında hem Çin'in hem Türkiye'nin zor dönemler yaşadığını, her iki ülkenin de "Hasta Adam" olarak nitelendirildiğini ve medeniyetlerinin küçümsendiğini ifade ederek "Bugün de bu ortak tarihsel hafıza, 'Küresel Güney' bilincinin temelini oluşturuyor. Emperyalizmin izleri –Nanking ve Sevr gibi antlaşmalar– bizlere eşitlik ve bağımsızlığın değerini hatırlatıyor. Çin ve Türkiye, farklı coğrafyalarda olsalar da adalet arayışında aynı çizgide buluşuyor." dedi.
Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Koridor projesinin, iki ülkenin ortak kalkınma vizyonunu somutlaştırdığına dikkat çeken Prof. Tao, "Birleşmiş Milletler, G20, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarda yürütülen iş birliği, küresel adalet ve istikrar için güçlü bir ortak ses oluşturuyor. Bugün dünya yeni bir düzene ihtiyaç duyuyor. Çin ve Türkiye, bağımsız duruşları, barışçıl kalkınma vizyonları ve medeniyetler arası diyaloga katkılarıyla bu yeni dönemin öncüleri olabilir. Geçmişten gelen dostluğumuzu geleceğe taşıyarak, sadece iki ülkenin değil, tüm Küresel Güney'in ortak umudu olabiliriz." diyerek sözlerini tamamladı.
DİLLERİMİZİ İYİ ANLAMALIYIZ
Etkinliğe video ile bağlanan diğer bir konuk ise Türk Sinolog, Çevirmen ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Doğu Dilleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Giray Fidan oldu. Fidan, "Bugün burada, yalnızca Çin ve Türkiye gibi iki kadim medeniyetin temsilcileri olarak değil; aynı zamanda küresel anlayışın geleceğini şekillendirecek bir konuyu — 'Medeniyetler Arası Öğrenme ve Çevirinin Köprü Rolü'nü -konuşmak için biraradayız." diyerek sözlerine başladı.
Tarih boyunca çevirinin, medeniyetlerin birbirini algılayış biçimini derinden etkilediğini, Çin klasiklerinin Türkçeye kazandırılması Türk düşünce dünyasını zenginleştirirken, Türk edebiyatının Çinceye çevrilmesinin Çinli okurlara Türkiye'nin modernleşme serüvenine farklı bir pencereden bakma imkânı sunduğunu vurgulayan Prof. Fidan, "Dijital çağda ise çevirinin doğası değişiyor. Çin'in İnternet romanlarının Türkçeye, Türk dizilerinin Çinceye hızla uyarlanması; kültürel aktarımın artık çok daha etkileşimli ve dinamik bir hale geldiğini gösteriyor. Ancak bu süreçte 'terminoloji' meselesi de kritik öneme sahip. Kuşak Yol, Orta Koridor veya İnsanlık için Ortak Kader Topluluğu gibi kavramların doğru çevrilmesi, ülkeler arasındaki stratejik işbirliklerinin sağlıklı ilerlemesi için elzem." diye konuştu.
Gelecekte hedefin sadece 'çeviri' yapmak değil, çeviri yoluyla "empati" kurmak olduğunu vurgulayan Prof. Fidan, "Özellikle son dönemde yapay zekanın girişilmesiyle birçok konu yapay zekanın etkisi altına giriyor. Ancak yapay zeka, kültürel nüansları o ince ayrıntıları ve bir medeniyetin ruhunu kaçınılmaz olarak törpülüyor. Bu manada da çevirmenlere ve akademisyenlere düşen görev insanın yorumlama gücünü ve o insani dokunuşu korumaktır. Zira çeviri birçok kültür arasında, tıpkı Çin ve Türkiye arasındaki olduğu gibi, kültürel iletişimi sağlamlaştıracak olan şey kelimelerden öte o kelimelerin taşıdığı ortak duyguları aktarmak durumunda. Bunu başarmak için yeni bir nesle ihtiyacımız var. Çin ve Türk üniversiteleri arasında, doğrudan uluslararası hukuk, iklim değişikliği ve dijital egemenlik gibi alanlara odaklanan "Küresel Yönetişim Çevirmenliği" ortak yüksek lisans programları başlatılmalı, ortak terminoloji bankaları kurmalıyız." dedi.