Şam yönetimi ve YPG anlaşmayı imzaladı! Bundan sonra Suriye'de ne olacak? A Haber'de kritik değerlendirme
Suriye ordusunun Fırat Nehri’nin batısında başlattığı askeri operasyonun ardından terör örgütü YPG’nin bölgeden çekileceğini açıklamasıyla birlikte Suriye Ordusu, Deyr Hafi, Meskene, Deyrizor ve Rakka'da kontrolü ele aldı. Operasyonlar sürerken Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, terör örgütü YPG/SDG ile ateşkes ve örgütün tam entegrasyonunu kapsayan bir anlaşmaya imza attı. Uzman isimler A Haber canlı yayınında bölgedeki son durumları değerlendirdi. İşte detaylar…
13 Ocak'ta, başta Deyr Hafir ve Meskene olmak üzere Fırat Nehri'nin batısında YPG / SDG işgali altındaki bölgeleri askeri alan ilan eden Suriye Ordusu, söz konusu bölgelere yönelik kapsamlı operasyonunu başlattı.
Suriye hükümeti ile terör örgütü YPG/SDG arasında örgütün orduya tam entegrasyonu ve kapsamlı ateşkes konusunda anlaşma imzalandı. Bölgede yaşananları uzman isimler A Haber canlı yayınında değerlendirdi.
CANLI ANLATIM
"2 PETROL SAHASINDAN 20 MİLYAR DOLAR GELİR ELDE EDİLEBİLİR"
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali, Şam yönetimi ve terör örgütü YPG/SDG'nin entegrasyon anlaşmasını değerlendirerek, örgütün 10 ay boyunca ABD ve İsrail'e güvenerek 10 Mart Mutabakatına uymadığının altını çizdi.
"YPG'NİN 2 MAHALLEYİ BOŞALTMASI GEREKİYORDU"
Ali açıklamalarının devamında ise şu ifadeleri kullandı;
Rakka, Deyrizor gibi büyük eyaletleri terör örgütünün devretmek bir yana dursun, Halep'te bile iki tane mahalledeki o iki mahalleye yönelik de 1 Nisan anlaşması vardı. Yani 10 Mart'tan hemen bir ay sonra, 1 Nisan anlaşması imzalanmıştı. O anlaşmaya göre de YPG bu iki mahalleyi de boşaltması gerekiyordu. Halep'in tamamen birliklerini çekip Fırat'ın doğusuna geçmesi... Bunu da yapmadılar. Sadece bu iki mahalle değil Deyr Hafir'de, Meskene'de, Tabka'da, Tişrin'de varlıklarını devam ettirdiler. Yani hiçbir iyi niyet göstermediler.
"YPG ABD VE İSRAİL'E GÜVENEREK MUTABAKATA UYMADI"
Bu bölgeler Suriye'nin en verimli toprakları. Sabit ve bunu bir sene içerisinde gerçekten de yani neredeyse 10 ay oyaladılar. Amerika'ya güvendiler, İsrail'e güvendiler, Dürzilerle hükümet arasındaki çatışmalara güvendiler, bunu kullandılar. Nusayrilerle zaman zaman çatışmalar oldu, bunu kullandılar ve bugüne kadar bu idari ve siyasi askeri kazanımlarını koruyabildiler. Ama artık bu bölge, yani kontrol ettikleri bölge ile sosyolojik taban arasında da asimetrik bir ilişki var.
"2 PETROL SAHASINDAN 20 MİLYAR DOLAR GELİR ELDE EDİLEBİLİR"
Yani 2,5 milyondan fazla insan yaşıyor, yani yüzde 10-15 civarındaki nüfus sadece Kürt nüfusu. Yani coğrafya ile sosyoloji arasında da asimetrik bir ilişki söz konusu. Yani seçim olsa, sürekli dillendirdikleri yerel yönetim, özerklik, federasyon; seçim olsa kazanma şansları yok. Diyelim ki gerçekten de oranın özerkliğine yönelik bir seçim yapıldı, nüfus Araplardan oluşur çoğunluk itibarıyla, kazanma şansı yok. İkincisi, bakın Ömer Petrol Sahası, Koniko Gaz Sahası; buralar Suriye'nin en önemli kaynaklarının yer aldığı bölgeler. Suriye zaten petrol, doğalgaz açısından zengin bir ülke değil ama kaynakları verimli bir şekilde kullanırsa yıllık 20 milyar dolara yakın bir gelir elde etme şansı var.
ŞAM’DAN RAKKA’YA TEK DEVLET MESAJI: ÜNİTER SURİYE
Suriye ordusu, terör örgütü YPG’nin üslerini hedef alarak başlattığı operasyon sonrasında, Şam güçleri, Tabka, Deyr Hafir, Şeddadi, Deyrizor ve Rakka'yı terörden arındırdı. Bölgede hareketlilik devam ederken, konuya ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar, yapılan operasyon ve kontrollerle Suriye’de ikinci devrimin yaşandığını şimdi sırada ise 3’üncü devrimin olduğunu söyleyerek şu ifadeleri kullandı:
“Suriye devleti üniter bir devlet. Her bir köşesi, parçası, köyü, kasabası... Coğrafi olarak, topografya açısından biz kullanıyoruz belki yer tarif etmek için, lokasyon açısından ama bir siyasi coğrafya ilan etmek doğru değil. Yani doğusuna çekildiler, doğusu bir şekilde özerk kalacak diye bir kavramı asla kullanmamak gerekiyor. Çünkü üniter devletin temel özelliği her yerde yasama organı, yürütme organı ve adli organlar tam hükmeder. Dolayısıyla Haseke neyse Şam da aynıdır. Deyrizor neyse Malikiye de aynıdır. Tel Abyad neyse Afrin de aynıdır. Hepsi Aşara hükümetine bağlıdır. Bu modelle tabii ki insanlar ikinci devrim bayramını yaşıyorlar. Üçüncü devrim de var sırada.
SIRADA ÜÇÜNCÜ DEVRİM VAR
Üçüncü devrim de artık inkılap devrimi; yani iktisadi entegrasyon, kültürel entegrasyon, kalkınma... İşte Türkiye burada da öncelik edecek. Altyapının, üstyapının tekrar onarılması faaliyetleri. Asıl bayram o zaman yaşanacak. Eğitimde, sağlıkta uluslararası standartların üstüne çıkan bir Suriye göreceğiz. Ve bu model başka Ortadoğu ülkelerine de örnek olacak. İsrail'i korkutan şey bu.
İSRAİL’İ KORKUTAN SENARYO
Lübnan bir, iki numarada Lübnan var; Irak var. Yani diğer taraftan şimdi tabii Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri... Bunlar da biraz böyle problemli ülkeler aslında siyasi tablo açısından. Dolayısıyla bu ülkelere de, Libya mesela... Model olacak Suriye modeli, oraya entegre edilecek belki de. İsrail'in korktuğu rüya bu. Neden kabus gibi görüyor bunu? Arapları parçalamak gibi bir politikası vardı, Suriye'de bu işlemedi. Suriye, İsrail'in hedeflerinin içerisinde eğer onun istediği gibi parçalı devlet halinde olmazsa bütün o Arz-ı Mev'udlar falan çöpe gidecek. Onun için bu bayram çok önemli."
"MERKEZİ HÜKÜMET ADETA GÜÇ GÖSTERİSİNDE BULUNDU"
Kritik gelişmeye ilişkin A Haber canlı yayınına katılan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mesut Şöhret dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Prof. Dr. Mesut Şöhret'in yorumları şu şekilde:
"Biliyorsunuz Arap aşiretleri de bu bölgede etkin olarak bulunuyor. Aslında çok şey oldu Suriye'de hani onu söylemekte fayda var. Hani bugüne gelene kadar çok şey oldu. Özellikle Esad rejiminin işte bu Arap Baharı sürecindeki ayaklanmalar sonrasındaki işte YPG’nin IŞİD’in bölgeye gelmesi, YPG’nin daha sonra buraları ele geçirmesi hepsi aslında bir süreçti ve şu anda tabiri caizse taşlar yerine oturmaya başlayacak. İnşallah bundan sonraki süreçte biz onları göreceğiz. Az önceki konuşmayı da şöyle sürdürmek istiyorum. İsrail'in işte burada ABD özellikle Tom Barrack’ın açıklaması önemliydi. Hani Kürtlere bizim bir devlet sözümüz yoktu demesi burada aslında Suriye'deki ABD’nin tavrını bir net şekilde ortaya koyan bir yaklaşımdı ve o tarihten itibaren de bir bakıma ABD yönetimi hani zımni olarak bu devlet girişimi SDG’nin bu yapmış olduğu şeyleri aslında bir bakıma şu an için ertelemeyi seçtiğini söyleyebiliriz.
Şu an belki şartları, konjonktürü uygun görmedikleri için şu an için bunu rafa kaldırmışlardı ve ondan sonraki gelişmelere baktığımızda da aslında her ne kadar destek vermeye devam ediyor olsa da bunu biraz gönülsüz bir şekilde yapmadığını söyleyebiliriz. En azından merkezi hükümetin şu andaki operasyonuna bile ses çıkartmaması aslında bunun bir bakıma ABD yönetimi tarafından yani görmezden gelindiği anlamına gelebilir. Çünkü bunu net bir şekilde görüyoruz sahada şu anda. Aksi takdirde başka şekilde bunun cevabı verilebilirdi. Evet şu anda Şam yönetimi, merkezi hükümet şu anda olması gerekeni yapıyor, sahaya yansıtmaya çalışıyor. Bunu önümüzdeki günlerde daha net bir şekilde göreceğiz fakat az önce de söylediğim gibi hem buradaki Arap aşiretlerinin buradaki pozisyonu hem de SDG içindeki unsurların buradaki rolleri belirleyici olacak. Çatışmaların devam edip etmeyeceği ya da sürecin böyle suhuletle devam edip etmeyeceği noktasında bize fikir verecektir diye düşünüyorum.
MERKEZİ HÜKÜMET ADETA GÜÇ GÖSTERİSİNDE BULUNDU
Açıkça söylemek gerekirse şu anda çok iyimser değilim hani ama kötümser de değilim onu da söylemekte fayda var çünkü bu tür durumlarda yani SDG’nin bunca zamana kadar bu şeyi gerçekleştirmemiş olması bundan sonra aynı şekilde devam edeceği anlamına da gelmiyor. Çünkü merkezi hükümet aslında burada bir güç gösterisinde bulundu. Onu net bir şekilde görmemiz gerekiyor. Her ne kadar işte SDG’ye verilen, YPG’ye verilen silahlar işte askeri güç, tesisat, teçhizat hani bu malzemeler olmuş olsa da burada baktığımızda şu anki şeyin çatışmaların gidişatına kontrol ettiğimizde merkezi hükümetin, Şara hükümetinin ve bağlı unsurların askeri unsurların açıkçası daha baskın geldiğini söyleyebiliriz. Bu nokta onlar açısından bir kırılma noktası oldu.
SDG VERİLEN ŞANSI İYİ KULLANMADI
O yüzden de SDG’nin bundan sonra karşılık verme ya da bundan sonra bu şekilde direnme noktasında ciddi zafiyet göstereceğini çoğu yerde de bence hani geri çekilmeler olacağını söyleyebiliriz eğer devam edecekse. Ama görünen o ki burada bir anlaşma sağlanmış durumda şu an için. Bir de şunu da vurgulamak istiyorum izin verirseniz şu ana kadar hani merkezi hükümet hani Suriye yönetimi açıkçası bu işi hani bu silah yoluyla zor kullanarak çözmek istemedi. Burada gerek Türkiye’nin rolü gerekse işte uluslararası toplumun işte biraz ondan çekinmesi diyelim artık bu şeyi suhuletle çözmeye çalıştı hani müzakerelerle, diplomasiyle çözmeye çalıştı. Ama SDG bu şeyi şansı iyi kullanmadı ve süreci uzattıkça uzattı. Gelinen nokta bunun sonrasında olan yaşanan gelişmeler aslında onu da o şekilde görmek gerekiyor diye düşünüyorum.
SDG ÖZERK BÖLGE AMAÇLIYORDU
Hani bir devletin devlet olduğunu gösteren temel şeylerden aslında bunları sayabiliriz. Hani elbette ki nüfus, işte hükümet, bunun dışında belli bir alanı kontrol etme hani toprak… Şimdi bunlara baktığımızda bunların aslında hepsi bir kombinasyon olarak düşündüğümüzde bir devlet egemenliğinin unsuruydu. Özellikle de sınırların kontrol edilmesi, burada işte kimin girip kimin çıkacağına karar verilmesi, bunun dışında petrol gelirlerinin buradaki alanların, sahaların kullanılması; aynı zamanda burada devlet kurumlarının tesis edilmesi ve burada varlığını sürdürmesi elbette ki merkezi hükümetin istediği şeydi. Zaten bunlar SDG (Suriye Demokratik Güçleri), açıkça söylemek gerekirse, şu ana kadar ya işte bu fırsattan istifade “Ben acaba burada bir özerk bölge, en kötüsünden ya da bir devlet, bir federatif yapı kurabilir miyim?” amaçlıyordu. Bunun için de elindeki mevcut petrol sahalarını, çünkü gelir açısından bunları kullanıyordu, işte sınır geçişlerini ticaret için bunları zaten kullanıyordu… Dolayısıyla da bunları yaparken adeta bir devlet modeli olarak karşımıza çıkıyordu.
ANLAŞMA BU ŞEKİL UYGULANIRSA TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ SAĞLANACAK
İşte bu noktada bunların kesilmesi, buradaki unsurların aslında merkezi hükümete devredilmesi, oradaki devlet unsurlarının varlığını sürdürmesi ve oradaki vatandaşlara hizmet sunacak pozisyona gelmesi bir bakıma merkezi hükümetin aslında rüştünün de ispat edilmesi noktasına evrilmiş oldu. Yani artık şunu söyleyebiliriz: Merkezi hükümet, Suriye’nin SDG’nin kontrolündeki her bölgede artık varlığını sürdürecek, eğer anlaşma bu şekilde uygulanırsa, sahaya bu şekilde yansırsa… Ve bunun sonrasında da Suriye’de bir hani bütünlük sağlanmış olacak, yani toprak bütünlüğü sağlanmış olacak. Bunun sağlanmasıyla da birlikte artık Suriye’deki o şu anda haritayı görüyoruz; bu harita da değişmiş olacak. Yani burada artık her taraf maviye dönmüş olacak. Yani beklentimiz bu yönde, inşallah bunu da görürüz. Ama dediğim gibi işte buna biraz böyle bu sürece ihtiyatlı iyimser yaklaşmamız da gerekiyor şu aşamada. Çünkü sabahtan yani akşamdan sabaha başka şeyler de gelişmeler de olabilir. Onun için beklememiz en doğrusu diye düşünüyorum ben şu aşamada.
TERÖRİSTLER 3. BİR ÜLKEYE GÖNDERİLECEK
Burada aslında kilit faktörlerden bir tanesi bu. Hani Türkiye’nin aslında baştan beri söylediği şey, hani buradaki YPG aslında PKK’nın, KCK’nın bir unsuru… Hani bunu zaten Türkiye söylüyordu ve bunu uluslararası kamuoyu da hani bir şekilde artık sağır sultan bile duymuştu. Hani bizim baştan beri Türkiye’nin savunmuş olduğu tez buydu ve bu gerçek bir hani durum aslında bakarsanız. Şimdi Türkiye’deki bu çözüm süreciyle de birlikte aslında paralel gitmesi gereken bir süreç; çünkü SDG’nin orada, YPG’nin direnmesi Türkiye’deki durumu da belirsizliğe sokuyordu. Eğer bu böyle olduğu zaman buradaki unsurlar da Suriye dışına çıkartıldığı zaman, üçüncü bir ülkeye gönderildiği zaman buradaki işte teröristlerin… Bu elbette hem Türkiye açısından hem de Suriye açısından olumlu bir gelişme olacaktır. Bunu da önümüzdeki günlerde göreceğiz diye düşünüyorum çünkü anlaşmanın önemli noktalarından bir tanesi de bu. Aksi takdirde buradaki bu unsurlar bir şekilde oradaki diğer alt düzeydeki terör örgütü mensuplarını kışkırtabilirler, oradaki yerel halkı kışkırtabilirler ve orada yine bir huzursuzluk, iç karışıklık çıkartabilirler. O yüzden de bunların gitmesi, üçüncü bir ülkeye gönderilmesi çok büyük olasılıkla gerçekleşecektir diye düşünüyorum. Zaten Milli İstihbarat Teşkilatımız bunların şeylerini biliyordur; kimler olduğunu, kimlerin buraya geçtiğini… Geçtiğimiz günlerde açıklama da yapılmıştı, önemli isimlerin oraya geçtiğini söylemişlerdi zaten. Dolayısıyla da bunların çıkartılması önümüzdeki günlerde bekleniyor.




