ABD bu kez gözünü İran’a çevirdi! A Haber'de çarpıcı sözler: Hedef Çin, araç İran

Giriş Tarihi: Son Güncelleme:
ahaber.com.tr Haber Merkezi | ahaber.com.tr - Özel Haber
ABD bu kez gözünü İran’a çevirdi! A Haber'de çarpıcı sözler: Hedef Çin, araç İran

Daha önce Venezuela'ya askeri operasyon düzenleyen Washington yönetimi, bu kez rotasını İran’a çevirdi. Söz konusu saldırı iddialarının perde arkası A Haber’de masaya yatırıldı. Bölgeden yapılan canlı bağlantılarla, olası bir askeri müdahalenin detayları tüm yönleriyle ele alınmaya devam ediyor. ABD, İran'a ne zaman saldıracak? Savaşın yeni cephesi ne? İşte uzmanlardan kritik yanıtlar...

ABD-İran hattında yaşanan savaş gerilimi yeni bir boyut kazandı. Uzmanlar, A Haber'de değerlendirdi.

CANLI ANLATIM

> {timestamp}

"KRİZİN GİDİŞATINDA BELİRLEYİCİ AKTÖR TÜRKİYE"

Bölgesel krizlerin derinleştiği bir dönemde değerlendirmelerde bulunan Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar, Türkiye'nin tecrübesiyle en makul aktör olarak öne çıktığını vurguladı. Tutar, Türkiye'nin sadece bir arabulucu değil, aynı zamanda krizin gidişatını belirleyen bir güç olduğunu ifade etti.

"TÜRKİYE GİDİŞATI İYİ OKUYAN BİR AKTÖR"

Türkiye'nin Ukrayna krizinde olduğu gibi bugün de başrolde olduğunu belirten Tutar, şu ifadeleri kullandı: "Büyük ihtimalle en makul aktör Türkiye görünüyor. Yani zaten deneyimli; Ukrayna krizinde de Türkiye başroldeydi. Daha önce de Türkiye çok etkili bir aktör idi. Bir de sadece arabulucu olarak değil, bu krizin gidişatında da belirleyici bir aktör aynı zamanda. Burada bir oyun kurulacaksa, bir şeylere karar verilecekse Türkiye'nin muhakkak görüşleri, fikirleri alınıyor. Zaten Amerikan medyasında da Avrupa medyasında da Türkiye'nin olası bir savaşa karşı olduğu söyleniyor. Daha doğrusu Türkiye, gidişatı iyi okuyan aktörlerden bir tanesi."

"AMERİKA, TÜRKİYE'NİN DİPLOMASİSİNE ALAN AÇIYOR"

Tutar, ABD'nin Türkiye'nin aşamalı çözüm yöntemini benimsediğine dikkat çekerek şunları söyledi: "Gazze'de olsun Suriye'de olsun krizin derinleşmesini önleyen, Türkiye'nin önderliğindeki diplomasiye alan açan bir Amerikan yönetimi var. Burada da bence Türkiye'nin telkinleri, önerileri; krizleri aynı anda değil de yumurtaları aynı sepette değil de teker teker, aşamalı, tedricen çözme yönteminin Amerika tarafından da benimsendiği anlaşılıyor."

"ABD, İRAN'IN 'USLU ÇOCUK' OLMASINI İSTİYOR"

ABD'nin bölgedeki temel stratejisini "zorlayıcı diplomasi" olarak tanımlayan Tutar, İran'a yönelik beklentiyi şöyle özetledi: "Masada aslında bu İran krizini de aşan, bölgeyi de aşan bir yaklaşım var. Amerika için bölgenin kendi hegemonyası altında olması genel anlayış. İran'ın İsrail'i tehdit etmeyecek 'uslu çocuk' olması yönünde bir yaklaşım var. Komşuları için tehdit olmayan, bölgesel denge için tehdit olmayan, Amerika'nın çıkarlarını tehdit etmeyen, Amerika'nın rakip gördüğü ülkelerle stratejik ilişkilere girmeyen bir aktör istiyor. Askeri saldırı seçeneklerini de aslında rejimi devirmekten çok rejimi dönüştürmeye yönelik bir hamle olarak görüyor."

"İRAN, IRAK VEYA LİBYA DEĞİL; MODEL UYGULANAMAZ"

İran'da bir rejim değişikliği ihtimalinin askeri ve yapısal nedenlerle çok zor olduğunu belirten Tutar, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: "Irak-Afganistan modelini benimseyip tamamen büyük bir yığınakla saldırmak imkansız bir şey. Çünkü Irak'ın üç katı büyüklüğünde bir İran var karşımızda. Bir de liderliği Irak'taki gibi değil. Irak'ta, Libya'da veya Suriye'de bir gruba veya tek liderliğe dayalı bir yönetim tarzı vardı; İran'da öyle bir durum söz konusu değil. İran'ın kendine göre dış avantajları, seçenekleri daha fazla."

"HAMANEY İLE DÖNÜŞÜM ZOR"

İran'daki mevcut yönetim yapısının dönüşüme dirençli olduğunu ifade eden Tutar, şu analizi yaptı: "İran'da Devrim Muhafızları, Uzmanlar Konseyi, Anayasayı Koruyucular Konseyi gibi yapılar var. Bunları dönüştürebilmesi, onlara söz geçirebilmesi biraz zor görünüyor. Ali Hamaney, yani göbek adı Hüseyin; Hüseyin biraz daha böyle savaşçı Şii literatüründe. Hasan Ruhani gibi bir figür olsaydı onunla bir dönüşüm sağlanabilirdi ama Ali Hamaney ile bu biraz zor görünüyor. O gitse bile ondan sonraki kadrolar, varlıksal reflekslerinden dolayı o değişimi ve dönüşümü biraz zor yaparlar."

> {timestamp}

İSRAİL SAVAŞA DAHİL OLACAK MI?

ABD İran hattında savaş gerilimi sürerken "Trump saldırı emrini ne zaman verecek?" sorusu gündemde en sık sorulan başlıklar arasında yerini alıyor. A Haber'de Sinan Tatlı'nın sunduğu A Haber Gece programına katılan Ortadoğu Uzmanı Mete Sohtaoğlu olası bir saldırı durumunu değerlendirirken, Trump'ın savaş emrini vermesinin büyük bir ihtimal olduğunu vurguladı. Sohtaoğlu öte yandan İtalya Büyükelçiliği'nin İran'daki çalışmalarını askıya almasının bölgede savaş durumunun oldukça yakın olduğunu belirtirken Trump'ın amacının hadde sağlayan ülkeler olduğunu ifade ederek "Venezuela'nın ardından İran, bir sonraki adımı Küba olacak" dedi.

Ortadoğu Uzmanı Mete Sohtaoğlu, olası savaş durumunun yanı sıra İran'ın Orta Doğu'da ABD üslerine saldırı yapmayı düşündüğünü belirterek; "İran'ın vurulup vurulmamasından ziyade ertesi gün planı olarak bilinen, yani nereler vurulduğu zaman Tahran yönetiminin ne etkisi olur, ben bunun değerlendirilmesinin yapıldığını düşünüyorum. Neticede Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bu meseleye dahil olan ülkelerin de bu kaçınılmaz olduğunu düşündüğüm bombardıman ertesi gününde bölgeyi etkilememesi minvalinde ben girişimler yapıldığını düşünüyorum. Bakın bugün hala sekiz tane uçuş oldu ve bunlar Körfez bölgesine, Arap Emirlikleri'ne, Umman'a, Kuveyt'e, Bahreyn'e özellikle buralara yığınak yapılıyor."

"İTALYA BÜYÜKELÇİLİĞİ'NİN ÇALIŞMALARINI ASKIYA ALMASI ÖNEMLİ BİR DONE"

Körfez üzerinde bir füze kalkanı yani bir füze savunma kalkanı kuruluyor. Ürdün de dahil buna. Çok şiddetli ve yoğun bir şekilde uçuşlar var. Halen kargo uçakları inip kalkmaya devam ediyor. Anladığımız kadarıyla burada daha önce geçtiğimiz yıl haziran ayında konuştuğumuz hani birkaç dalgada mı olurdun ziyade belki de Amerika Birleşik Devletleri eğer tek başına bu işi yaparsa, tek bir seferlik ama çok sayıda hedefin vurulacağı bir senaryoyu konuşuyoruz. Ama burada en önemli done İtalyan Büyükelçiliği'nin çalışmalarını İran'da askıya alması. Bu normalde diplomatların bu tip bilgileri aldıkları zaman 24 ila 48 saat sonrasında bir askeri bir hamlenin olacağı anlamına gelir. Neticede İran'daki İtalyan Büyükelçiliği bütün çalışanlarıyla beraber askıya alması önemli bir done olarak duruyor. 


"TRUMP HAMMADDE SAĞLAYAN ÜLKELERİ ELE GEÇİRİYOR"

İsrail Genelkurmay Başkanı'nın Washington ziyaretinden sonra İsrail'e dönüp gene bir Yüksek İstişare Kurulu yani Savunma Kabinesi'nin acil, önceden belirtilmeden toplanması İsrail'in tek başına da olsa ABD'den bir yeşil ışık aldığını ve tırnak içerisinde müzakereler bir şekilde zemin kurulmaya çalışılırken dahi İsrail'e sen kendi başına bu bombardımanı yapabilirsin gibi belki de yeşil ışık yakıldığını düşünmemiz gerekiyor. Neticede burada İsrail ayrı, ABD ayrı. ABD'nin müzakeresi kendi ticari ya da ekonomik çıkarları için. Bu bölgeyi ya da herhangi bir ülkeyi kapsamıyor. Ama İsrail'in İran'la bir başka kan davası var, İran'ın da İsrail'le bir kan davası var. ABD ile müzakereler ayrı mesele. Bir de şunu unutmayalım, geçtiğimiz haziran ayında ABD Başkanı Trump şunu demedi mi? İran dosyası bizim için bitmiştir, İran'ın tüm nükleer tesislerini biz yok ettik, bitti bu iş. E şimdi 2026 yılının Şubat ayının başındayız neredeyse, İran'ın nükleerini tekrar mesele ediyorsak yani Trump ediyorsa bu sadece nükleer falan mesele değil. Hepimizin bildiği meseleler, boğazlar meselesi var; Bender Abbas başta olmak üzere Kızıldeniz'e ABD'nin tüm küresel enerji haritasına, boğazlarına, Malaka Boğazı da dahil olmak üzere Panama vesaire Kuzey Kutbu, Arktik rotaya hakim olma meselesi var. Ama bu da değil. Yani burada bazı ülkelerin Çin gibi, bazı ülkelerin hammadde sağlayan ülkeler Trump tarafından ele geçiriliyor. Venezuela, İran, bir sonraki adımı Küba olacak, bir sonraki adımı Orta Asya'da başka bir ülke olacak. Bu arada Pakistan'da dün 12 yerde aynı anda Belucistan bölgesinde Pakistan güvenlik güçlerine yönelik düzenlenen saldırıları bu meseleden bağımsız okumamak gerektiğini düşünüyorum. 

"HAZİRAN AYINDAN BERİ FARKLI BİR YAPILANMA VAR"

Ezcümle söylersek bu saldırı Trump ne derse desin, anlaşmaya yakınız diye şu an bir mesaj yayınlasın, tam tersi bir zaman vaktinde ben ya Trump'ın ya İsrail'le ya da İsrail'siz... Bu da şunu da söyleyeyim, burada geçen hazirandan farklı bir yapılanma var. Bakın İspanya'dan Portekiz'e kadar Amerikan üslerinde ve Devrim Muhafızları'nın terör örgütü ilan edilmesiyle beraber, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin bütün Amerikan üslerinde bir hareketlilik var. Anormal bir hareketlilik. Yani burada herkes işte Suudi Arabistan'ın bilmem ne üssü, Katar'ın El-Udeid Üssü o da değil. Diego Garcia Üssü'nde bugün gene haziranda gördüğümüz bir yığınak tamamlanmaya başladı." 

> {timestamp}

"İRAN'IN HEDEFİ ABD'NİN KONUŞLANDIĞI ÜLKELER"

ABD'nin İran'a yönelik olası saldırı ihtimali her geçen gün giderek artarken karşılıklı sert açıklamalarla gerilim tırmanıyor. ABD'ye ait 50 bin asker Orta Doğu'da ilerlerken "Trump saldırı emrini ne zaman verecek?" sorusu gündemde en sık sorulan başlıklar arasında yerini alıyor. A Haber'de Sinan Tatlı'nın sunduğu A Haber Gece programına katılan Askeri Stratejist Kemal Olçar, "ABD bu gece İran'ı vuracak mı?" sorusunu ele alarak değerlendirmelerde bulundu. 

"İRAN HEDEFİNİ ABD'NİN KONUŞLANDIĞI ÜLKELERE ÇEVİRDİ" 

Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar, olası bir saldırı durumunda İran'ın da hazırlıklarını sürdürdüğünü ve elindeki füzeler ile ABD donanmasına karşılık vereceğini ifade etti. 

"Koşullar aslında bu harekatın emrini vermeye gerektirir. Yani koşulları anlatayım, ondan sonra karar verelim. Birincisi şu demin ifade ettim. İran hedef tablosunu genişletti. Yani sadece İsrail değil artık hedef. Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün gibi Amerika’nın konuşlandığı her ülke şu anda hedef dedi. Bu şu demektir: Bu kadar geniş alanı bakın şu bölgedeki geniş alanı sadece Abraham Lincoln’deki sadece gemiyi ve filoyu koruyacak hava savunma sistemleriyle koruyamazsınız. Ne yapmanız gerekiyor? Takviye birtakım sistemler getirmeniz gerekiyor. En önemli takviye de Patriot. Yani misillemeyi durdurma garantisi yapamazsanız, getiremezseniz taarruzu başlatamazsınız. Misilleme yaparsa İran bu bölgelerin hepsine onar yirmişer tane hipersonik balistik füze fırlatabilecek güce sahip. Çünkü 2 bin 3 bin civarı elinde balistik füzeler var. Şimdi hepsinin rampası, hepsinin hedef sistemi, hepsi bir takım değerlendirme sistemine göre ayarlanmıştır muhtemelen İran tarafından. Dolayısıyla hazırlığın birinci aşaması misillemenin ortadan kalkması."


"İRAN ATILACAK BİR FÜZEYLE BÜTÜN NOKTALARA KARŞILIK VEREBİLİR"

Olçar, İran'ın bir savaş başladığında daima savunma taktiğini kullandığını belirterek; "En iyi savunma taarruzdur prensibini İran hep uygular. Dolayısıyla kendisine atılacak herhangi bir füzeye karşılık bütün noktalara saldırı füzesiyle karşılık verebilir. Zamanlama derken kastettiğim şey hazırlıkla ilgili bir zamanlama. İşte bunların takviyesiyle ilgili iniş kalkış yapan uçaklar var. Dolayısıyla bu süreci böyle takip etmek gerekiyor.


ABD İRAN'DAKİ HANGİ NOKTALARI VURUR? 

Kemal Olçar ABD'nin İran'da vurabileceği lokasyonları ele alarak; "İran Devrim Muhafızlarının karargahı, siyasi yerleşkeler yani Tahran’ın merkezindeki cumhurbaşkanlığının olduğu yerleşkeler, Genelkurmay Başkanlığı, İsrail’in vurduğu yerlerin aynısını tekrar vurur. Bu bir. İki, en önemli konu radarlar İran’da. Radar merkezlerini vurur. Çok önceden tespit edilmiştir bunların yerleri, canlı olarak da takip ediyorlar. Üçüncüsü lançerler, yani hipersonik balistik füzelerin konuşlandığı toprak altı ve toprak üstü konuşlandığı yerler.Dördüncüsü telekomünikasyon sistemleri. Yani bir anda birlikler irtibat kuramaz. Genelkurmay başkanı ordu komutanlarına talimat veremez. Devrim Muhafızları komutanı Devrim Muhafızlarının hava savunma komutanlıklarına talimat veremez hale gelir. Yani iletişimi kesersiniz. Telekomünikasyon merkezlerini, komuta kontrol merkezleri deriz bunlara. Bu noktaları da havaya uçurursunuz. İşte onun dışında kalan nükleer tesislerin olduğu noktalar olabilir ya da ne bileyim yollar olabilir, hava savunma sistemleri olabilir, havaalanları olabilir, stratejik tüm tesisler vurulabilir. Büyük yangın çıkartacak petrol çıkartım noktaları olabilir. Yani bütün bu hepsi şu anda hedef önceliklendirme sistemine göre sıralanmıştır. Öncelikli hedefler kırmızı, daha az öncelikliler turuncu, işte aşağı doğru yeşil vesaire gibi kodlandırılmıştır.Amerika savaşa başlarsa eğer İsrail vasıtasıyla ya da kendi doğrudan bu önceliklendirmeye göre söylediğim yerleri atış altına alır.

"MOSSAD İÇERİDE KARIŞIKLIK ÇIKARMAK İÇİN TALİMAT VERMİŞTİR"

Askeri Stratejist, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırısında İsrail'in de hazırlık yaptığını vurgulayarak; "Nükleer tesisler, petrol sahaları işte karışıklık yaratması için yapılacak olan ikinci üçüncü öncelikli atışlar. Bir de bu arada aynı zamanda eş anlı içeride bir karışıklık çıkartmak için MOSSAD adamlarını ayarlamıştır, iş birlikçilerine talimatları vermiştir hatta onları silahlandırmıştır bile. Dolayısıyla içten de böyle bir karışıklık eş zamanlı çıkabilir ki ilk başta hatırlayın Trump’ın planında bu vardı. Biz geliyoruz arkanızdayız, yaklaşıyoruz, içerideki ayaklanmaları, gösterileri falan takviye ediyordu."


"SALDIRI BAŞLARSA MOSSAD ELİYLE PROTESTOCULAR SOKAĞA ÇIKAR"

Olçar açıklamalarının devamında Mossad'ın olası savaş durumunda İran'daki provokatif eylem yapan protestocuları ayaklandırma girişiminde bulunacağını belirterek, "İran sokaklarında protestolar bitti deniyor ama 40 gün arayla yapılıyordu biliyorsunuz. Sürekli her 40 günde bir büyük çaplı gösteriler oluyordu. Dolayısıyla bunların şu an susması bir sonra yapılmayacağı anlamına gelmez. Hele hele bir saldırı başlarsa muhalif dediğimiz kadrolar hemen sokağa çıkar. MOSSAD’ın marifetiyle burada iç ayaklanmalar gerçekleştirebilir.  Dolayısıyla bu takviye buraya doğru geliyor. Ama bu arada askeri harekat, ilk başlayacağı askeri harekatın ilk başlayacağı ülke İsrail olur. Çok büyük bir ihtimalle İsrail’in yapacağı saldırılar olur. Arka tarafta ihtiyat şeklinde Amerikan gücü de bekler." dedi. 

> {timestamp}

RUSYA İRAN'A YARDIM EDECEK Mİ?

ABD–İran hattında yaşanan savaş gerilimi, Ortadoğu’da tansiyonu her geçen dakika daha da yükseltiyor. İki ülke liderinin karşılıklı restleşmesiyle ortaya çıkan yeni tehditler, bölgedeki gerilimi daha da artırıyor. Peki bu tehlike çanları Ortadoğu’da yükselirken, Putin liderliğindeki Rusya’da neler konuşuluyor? A Haber ekranlarına Moskova’dan bağlanan muhabirimiz Agşin Kişiyev, bölgedeki son durumu aktardı.

İran'daki gelişmelerin Rusya'da çok yakından takip edildiğini belirten A Haber Moskova Muhabiri Agşin Kişiyev, "Rus uzmanlar Moskova ile İran arasındaki stratejik müttefik ilişkilerine rağmen şu anda Rusya'nın İran'a asker gönderip ABD ile çatışmayı göze alacak güçte olmadığını söylüyor" ifadelerini kullandı. Kişiyev, olası bir saldırı karşısında Moskova'nın tepkisinin, tıpkı geçmişteki İsrail ve ABD operasyonlarında olduğu gibi sadece sözlü eleştiri ve kaygı açıklamalarıyla sınırlı kalabileceğini dile getirdi.

TAHRAN HATTINDA GİZEMLİ KARGO TRAFİĞİ

Saha operasyonlarına dair çarpıcı iddiaları paylaşan Agşin Kişiyev, "Resmi olarak teyit edilmemiş olsa da son günlerde basında Rus İl-76 ve Antonov tipi kargo uçaklarının Moskova'dan Tahran'a uçuşlar gerçekleştirmeye başladığına ilişkin haberler yer almaya başladı" sözleriyle aktardı.

Kişiyev, bu sevkiyatların doğru olması durumunda Rusya'nın İran'a hava savunma sistemleri ve silah desteği sağladığının anlaşılacağını belirterek, amacın ABD'nin İran'ı Venezuela gibi birkaç saatlik bir operasyonla teslim almasını önlemek olduğunu kaydetti.

Kremlin’deki diplomasi trafiğine dikkat çeken Agşin Kişiyev, "Birkaç gün önce Rus lideri Putin'in Kremlin Sarayı'nda İranlı Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani ile sürpriz şekilde yaptığı görüşme de böyle bir askeri desteğin işareti olarak yorumlanabilir" ifadelerini kullandı.

Kişiyev ayrıca, Rus uzmanların Ukrayna Savaşı nedeniyle Rusya'nın uluslararası arenadaki belirleyici rolünü kaybettiğini düşündüğünü ve "Şu anda ABD'nin İran'a yönelik planlarına karşı çıkabilecek tek devletin Çin olduğu söyleniyor" bilgisini paylaştı.

İki ülke arasındaki anlaşmaların sınırlarına değinen Agşin Kişiyev, "Rusya ile İran arasındaki stratejik müttefik anlaşması askeri iş birliğini de içeriyor olsa da bu anlaşmada olası bir saldırı durumunda askeri destek sağlama yükümlülüğü bulunmuyor" sözlerini aktardı. Kişiyev, Ukrayna Savaşı’nın Rusya’nın kapasitesini zorladığını ve Moskova’nın ABD’ye olan bağımlılığı nedeniyle ilişkileri koparmayı göze alamayacağını belirtti.

Rusya’nın müttefiklerini kaybetmek istemediğini vurgulayan Agşin Kişiyev, "Ukrayna Savaşı'nın başından beri özellikle insansız hava araçları sevkiyatıyla Rusya'ya büyük destek sağlayan İran, ayrıca Rusya açısından Hindistan ile ticaret yolu olması bakımından da kritik öneme sahip" ifadelerini kullandı.

Kişiyev son olarak, Rus yetkililerin ABD’ye askeri planlardan vazgeçip "müzakere masasına dönme" çağrısı yaptığını aktararak gelişmeleri takip etmeyi sürdürdüklerini bildirdi.
 

> {timestamp}

A HABER CANLI YAYININDA NET UYARI: İRAN BİR VENEZUELA DEĞİL

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Giray Saynur Derman, Ortadoğu'da tırmanan ABD-İran gerilimine ilişkin A Haber canlı yayınında çarpıcı analizlerde bulundu. İran'ın tarihi derinliğine ve askeri kapasitesine dikkat çeken Derman, bölgedeki hareketliliği bir "psikolojik harekat" olarak nitelendirdi.

"İRAN 51 YILDIR BU TEHDİTLERE HAZIRLANIYOR"

Süreci tarihsel bir perspektifle ele alan Derman, "Zaten biliyorsunuz, kısa bir çatışma dönemi olmuştu. Onun akabinde İran ona göre önlemini aldı. Aslında İran 51 yıldan beri buna hazırlanıyor. Devamlı İran tehdit altındaydı. Hatta Amerika Birleşik Devletleri’nin 'şer devletler' listesindeydi; hem İsrail hem de Amerika Birleşik Devletleri için. Şimdi tabii ki bu İran bir Venezuela değil, bunu bir kere söyleyelim. İran, eski Sasanî İmparatorluğu’nun devamı, eski bir medeniyet." ifadelerini kullandı.

"FETTAH FÜZELERİ VE HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ÖNEMLİ BİR GÜÇ"

İran’ın askeri teknolojisine değinen Prof. Dr. Derman, "Yıllardan beri zaten Fettah füzeleriyle çok geniş menzil alanına ve bugün baktığımız zaman hakikaten çok önemli hava savunma sistemlerine sahip. Bunu zaten İran-İsrail çatışmasında gördük. İran hiçbir zaman saldırıyı başlatmaz çünkü dini gereği karşı taraf başlatırsa karşılık verir. Zaten en son İran Dışişleri Bakanı Türkiye’ye gelip Sayın Fidan ile görüştüğünde de bunu anlattı. Bizim müzakere yolumuz açık; Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan bunu birkaç defa ifade etti." dedi.

"NETANYAHU AĞIRLANIRKEN İRAN TEHDİT EDİLİYOR"

Uluslararası toplumun tutumunu eleştiren Derman, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Baktığımız zaman son derece taraflı; örneğin İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlara karşı hiçbir şey yapılmazken, Netanyahu bir savaş suçlusu, bir soykırım suçlusu olarak Amerika’da ağırlanırken İran tehdit altında. Özellikle Devrim Muhafızları’nın Avrupa Birliği tarafından terör listesine alınması çok ilginç çünkü Devrim Muhafızları İran için çok önemli."

"ABRAHAM LİNCOLN GEMİSİ VE PSİKOLOJİK HAREKAT"

Bölgeye gönderilen ABD gemileri ve yayılan haberler hakkında konuşan Derman, "Ben bugün bir saldırı olacağını zaten hiç düşünmedim çünkü Amerika böyle yapmıyor. Abraham Lincoln gemisi çok büyük bir gemi. Ben de bir asker kızı olduğum için biliyorum; buradan bölgeye, özellikle bütün bölgesel ülkelere yönelik bir tehdit söz konusu. Ancak İran basını geminin geri çekildiği yönünde haberler geçiyor. Devrim Muhafızları Komutanı’nın ifade ettiği gibi bunun bir psikolojik harekat olduğunu düşünüyorum. Çünkü Amerika hiçbir zaman 'Ben pazar günü vuracağım' demez." değerlendirmesinde bulundu.

"RUSYA VE ÇİN FAKTÖRÜ UNUTULMAMALI"

Küresel aktörlerin pozisyonuna dikkat çeken Prof. Dr. Derman, "Trump da İran’ı karşısına almayı pek göze alamıyor. Çünkü Fettah füzeleri başta olmak üzere hava savunma sistemlerinde İran boş değil. Rusya’da Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, tarafları teyakkuza davet etti. Keza Çin de askeri yönden İran’a destek sağlayan bir ülke konumunda ve Amerika’nın aslında en büyük rakibi. İran'ın karşısında Latin Amerika ülkeleri veya Afganistan gibi bir yapı yok. Pakistan bile güçlü ki İran çok daha farklı bir noktada. dedi.

"EN KÖTÜ SENARYO TÜRKİYE İÇİN GÜVENLİK SORUNUDUR"

Olası bir çatışmanın Türkiye üzerindeki etkilerine değinen Derman, şu uyarıyı yaptı: "En kötü senaryo aslında ülkemiz için de çok tehlikeli; PKK’nın yeni güç merkezleri oluşması, Türkiye açısından güvenlik sorunu, mülteci sorunu gibi farklı sorunlar doğurabilir. Amerika’nın son dönemde yaptığı operasyonlar; Vietnam, Kore ve Afganistan örneklerinde olduğu gibi birer fiyasko. Türkiye bu konuda en doğru hareket eden ülke. Böyle bir şey yaşanmayacağını umut ediyorum çünkü bunun hem ekonomik hem de siyasi boyutları çok ağır olur."

> {timestamp}

"HEDEF ÇİN, ARAÇ İRAN"

ABD’nin bölgeye savaş gemilerini göndermesini klasik "ABD-İsrail ortaklığı" üzerinden okumanın yanlış olduğunu belirten Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, Trump’ın asıl amacının İran’ı yok etmek değil, küresel rakiplerini dengelemek ve İsrail’in oyunlarını bozmak olduğunu savundu. A Haber canlı yayınında çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Başbuğ, "İran-İsrail-Amerika savaşına dair düz bir okuma yapılmasına katılmıyorum. Trump’ın kafasında Rusya ve Çin gibi iki ezeli rakip var; özellikle Çin mutlaka durdurulmalı" ifadelerini kullandı.

"TRUMP, İSRAİL'İN TUZAĞINI BOZDU"

Başbuğ, Haziran ayında yaşanan 12 günlük savaş sürecine dikkat çekerek, Trump’ın o dönemde savaşı engelleyen kişi olduğunu hatırlattı:

"Eğer Trump'ın aklında İran'ı vurmak, yerle bir etmek varsa; haziran ayında başlayan o 12 günlük savaşta bundan iyi fırsat mı olurdu? Orada Trump bir günde savaşı bitiren kişi oldu. Aslında İsrail'in bir tuzağını bozdu. B-2'leri havalandırarak 'İran yerle bir oldu, tehdit ortadan kalktı, hadi evinize' diyerek büyük bir oyunu engellemiş oldu. Şimdi İsrail tekrar İran'ı Amerika'ya vurdurmak ve bir bataklık oluşturmak niyetinde. Niye? Gazze unutulsun, katil Netanyahu mahlukatı bu işten sıyrılıp o kargaşada aradan kendini kurtarsın."

ÇİN'İN YUMUŞAK KARNI: ENERJİ

Trump’ın askeri yığınağını bir "enerji blokajı" olarak nitelendiren Başbuğ, hamlenin ekonomik boyutunu şöyle açıkladı:

"Çin'in en büyük zaafı enerji. İran'ın petrolünün yüzde 80'ine yakını Çin'e gidiyor. Venezuela keza aynı şekilde. Trump diyor ki; 'Dibime kadar geldiler, durdurulmalılar.' Venezuela bu işin birinci ayağıydı, şimdi ikinci ayak İran. Enerjiyi kestiği an Çin'i ciddi felce uğratırım diye bir mantık üretiyor. Gemiler Pasifik'ten gelip enerjinin yoluna oturdular. Trump'ın amacı 'İran'ı yerle bir edeyim' değil; o bölgedeki 50-100 yıllık bir tezgahı bozmak ve Çin’i engellemek."

"İSRAİL'İN NÜKLEER TEHDİT KARTINI ALMAK İSTİYOR"

Başbuğ’a göre, Trump askeri baskıyı İran’ı masaya oturtmak için bir kaldıraç olarak kullanıyor:

"Baskıyı kuvvetli kurduğu takdirde İran'ı masaya oturtur. Nükleer konusunda meseleyi olgunlaştırıp İsrail'in elindeki 'İran'ın nükleer tehdidi var kardeşim' kartını elinden almak istiyor. Böylelikle İsrail'in dünyaya pazarlayacağı bir argüman kalmaz. Amacı İran’la anlaşarak İsrail’e 'bana hiç anlatma nükleer tehdit, işte kaldırdık ortadan' diyebilmektir."

"ŞEYTANIN YERYÜZÜNDEKİ HALİ: İSRAİL"

Savaş ihtimaline karşı temkinli olunması gerektiğini vurgulayan Coşkun Başbuğ, analizini şu uyarıyla noktaladı:

"İran-Amerika vurur mu bu gece? Hayır vurmaz. Ama İsrail gibi bir şeytan varken, şeytanın yeryüzüne inmiş hali varken her olasılığı hesaba katmak durumundasın. Amerika'yı da tuzağa çekerek burada bir ateş yakmanın derdine düştüler. Aynı akıl İsrail'de hâlâ var; bu şeytanlık ihtimali bir kenarda tutulmalı."

> {timestamp}

"İKİNCİ DONANMA BEKLENİYOR"

Ortadoğu’da tırmanan gerilimi askeri bir matematikle değerlendiren Stratejist Eray Güçler, A Haber canlı yayınında çarpıcı açıklamalarda bulundu. ABD’nin şu anki yığınaklanmasının kapsamlı bir harekat için yetersiz olduğunu belirten Güçlüer, "Ben tedirgin değildim; bugün vurmaz diye dün gece de söyledim. Çünkü ABD henüz yeterli stratejik ve askeri hazırlığa ulaşmış değil" ifadelerini kullandı.

"ASKERLİĞİN BİR MATEMATİĞİ VAR: MEVCUT GEMİ SAYISI YETERSİZ"

ABD’nin bölgedeki deniz gücünü anlık takip sistemleri üzerinden analiz eden Güçlüer, operasyonun zamanlamasına dair şu detayları paylaştı:

"Şu an bir uçak gemisi ve sekiz savaş gemisi var. Ama hepsi Körfez'de de değil. Hürmüz Boğazı'nda Lincoln uçak gemisi ve üç savaş gemisi var; geri kalanlar ise Kızıldeniz ve Akdeniz'de. 1.648.000 kilometrekarelik bir alanda binlerce hedef var. Harbin ilk 24 saatinde bu hedeflerin büyük oranda tahrip edilmesi lazım ki İran'ın karşılık verme kapasitesi düşürülsün. Bu cephede vuruş yapabilme kapasitesinin yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Donald Trump'ın bahsettiği o ikinci donanma geldiğinde, işte o zaman gerçek bir yığınaklanmadan bahsederiz."

"İRAN KOLAY LOKMA DEĞİL"

İran’ın savunma ve karşı saldırı kabiliyetine dikkat çeken Güçlüer, harekatın risklerini şöyle özetledi:

"İran'ın hedef alabileceği alanda 50.000 ABD askeri var. İran, kısa menzilli taktik füzelerle buraları vurabilir. Bunu engellemek için sadece saldırı değil, hava savunma muhripleri de hayati önemde. Uçakların mühimmat sayısı sınırlıdır ama bir hava savunma muhribinde yüzlerce füze var. Savunmayı sağlayamadan saldırı yaparsanız ABD çok ciddi sıkıntıya girebilir. İran kolay lokma değil."

"BÖLGEDE DİK DURABİLEN TEK ÜLKE TÜRKİYE"

Bölge ülkelerinin ABD karşısındaki konumunu ve Türkiye’nin eşsiz rolünü vurgulayan Güçlüer, operasyonu geciktiren asıl gücün Ankara olduğunu belirtti:

"Ortadoğu’daki yönetimlerin çoğu ABD’ye angaje olmuş durumda. Bu yönetimlerin 'üslerimi kullandırtmam' deme şansı yok; onları dinlemezler. Ancak askeri politikada direnç gösterebilecek, dik durabilecek bir tane ülke var: Türkiye. Türkiye'nin arabuluculuğu aslında bu operasyonu geciktiren en önemli faktördür. Türkiye bağımsız bir ülke ve kendi çıkarlarına göre ilişki kurabiliyor. Türkiye devreye girdiğinde süreç donuyor; dünya durup ona göre hareket ediyor."

"PAZAR SABAHI" İDDİALARINA MANTIK İTİRAZI

Operasyon tarihine dair yayılan spekülasyonları da değerlendiren Güçlüer, "Servis edilen 'pazar sabahı vuracak' bilgisi askeri mantığa aykırı. Harekatlar genellikle akşam alacakaranlıkta başlar, sabah ise hedef analizi yapılır" diyerek stratejik bir ayrıntıya dikkat çekti.

Güçlüer, sözlerini şu uyarıyla noktaladı: "İkinci donanmanın mesafesini anladığımızda, izleyicilerimize 'muhtemelen şu tarihler arası saldırı olabilir' diyebileceğiz. Ama şu anki durum sadece niyetten ibarettir."

> {timestamp}

“İRAN KOLAY LOKMA DEĞİL”

İran ve ABD arasındaki gerilimin tırmandığı bir dönemde, bölgedeki askeri kapasiteleri ve diplomatik hamleleri değerlendiren Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar, kapsamlı bir savaştan ziyade yoğun bir saldırıyı önceleyen bir hazırlığa dikkat çekti. Tutar, İran'ın direnme kapasitesinin Irak'tan çok daha fazla olduğunu vurgulayarak, "Savaş çıkarsa bunun Amerika için çok maliyetli olacağı hesaplanıyor" dedi.

"İRAN, IRAK'IN DÖRT KATI BÜYÜKLÜĞÜNDE BİR GÜÇ"

1991 Körfez Harekâtı ile günümüzü kıyaslayan Tutar, ABD'nin mevcut askeri hazırlığının geçmişe oranla daha sınırlı olduğunu belirtti:

"Dünya tabii diken üstünde, nefesler tutulmuş vaziyette. Yani İran da kolay lokma değil. Amerika'nın saldırı kapasitesi de eskisine göre biraz sınırlı. Yani 1991 Körfez Harekâtı ile karşılaştırılıyor. Orada mesela 500 bin asker kullanmıştı Amerika. 42 gün süren bir savaş vardı. Koalisyon vardı, yani ona yardım eden yığınla müttefik ülke vardı. Burada yalnız yani o askeri kapasiteyle karşılaştırıldığında şu anki İran hazırlığı veya saldırı hazırlığı diyelim, çok daha cüzi bir miktara işaret ediyor. Kapsamlı bir savaştan ziyade yoğun bir saldırıyı önceleyen bir hazırlığa işaret ediyor."

"TÜRKİYE'NİN DURUMU EŞSİZ VE RASYONEL"

Bölgedeki aktörlerin pozisyonlarını değerlendiren Tutar, Türkiye'nin izlediği politikanın önemine değindi:

"Türkiye'nin durumu tabii çok eşsiz diyeyim ben İran-Amerika geriliminde. Diğer bütün aktörlere baktığımızda İran'ın müttefikleri konumundaki ülkelerin stratejik sessizliği var. Türkiye burada hem diyelim muhalifler nezdinde hem rejim nezdinde çok dengeli, rasyonel bir politika izliyor. Kimseyi hedef almadan sadece istikrarı, barışı, güvenliği önceliyor. Bu hassas dil mesela çok dikkat çekiyor."

AVRUPA'NIN "ÖLDÜRÜCÜ DARBESİ" VE DEVRİM MUHAFIZLARI

Avrupa Birliği'nin Devrim Muhafızları'nı terör listesine almasını "öldürücü darbe" olarak nitelendiren Tutar, bu hamlenin ekonomik sonuçlarına dikkat çekti:

"Devrim Muhafızları’nı terör örgütü listesine almak demek, İran'ın ekonomisini tamamen çökertmek demektir. Çünkü İran ekonomisinde en büyük üçüncü güç konumunda Devrim Muhafızları. Amerika'nın, Avrupa'nın yaptırımlarını İran şimdiye kadar böyle aşıyordu, deliyordu. Şimdi Devrim Muhafızları’nın terör örgütü listesine alınması hem askeri hem de ekonomik olarak İran'ı tamamen çökertebilecek bir hamle ve Avrupa buna destek veriyor."

"RENKLİ DEVRİM" PROJESİ VE İÇ KARIŞIKLIKLAR

Tutar'a göre Batı'nın stratejisi doğrudan bir savaştan ziyade, "zorlayıcı diplomasi" ve iç karışıklıklar yoluyla bir rejim restorasyonu sağlamak:

"Avrupa bir savaştan çok, İran Amerika'nın devreye soktuğu renkli devrim diyebileceğimiz Trump-vari renkli devrime destekte en ön cepheye geçmiş durumda. Yani renkli devrim de zaten işte içeriden protestolara dışarıdan askeri, ekonomik ve diplomatik destek verme şeklinde tanımlayabiliriz."

NÜKLEER KAPASİTE VE STRATEJİK DAĞILIM

İran'ın nükleer programını çok geniş bir alana yaydığını belirten Tutar, olası bir operasyonun zorluğunu şu sözlerle aktardı:

"İran bütün yumurtalarını aynı sepete koyan bir ülke değil. Çok farklı bir stratejik dağılım yapmış durumda. Şayet bir saldırı olursa hedef noktalar buralar mı olur? Yani hepsini tespit edip bunların hepsine bir anda eşgüdüm halinde yok etmek çok zor görünüyor. Yani o nükleer programı... Şimdi işte Fordo’yu vurdular, Natanz’ı vurdular, İsfahan'ı vurdular. Ama santrifüjler başka yerde, zenginleştirme bir başka alanda yapılıyor."

Tutar, analizini şu uyarıyla noktaladı: "Şu anda aslında acele eden Amerika ve Avrupa tarafı. O anlamda da hata yapma riskleri daha fazla."

Ahaber
> {timestamp}

ABD’NİN İRAN PLANI A HABER'DE DEŞİFRE OLDU

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Anar Ali, Ortadoğu’da tansiyonu zirveye taşıyan gelişmelere ilişkin A Haber’de dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin İran’a yönelik kapsamlı bir askeri operasyon hazırlığında olduğunu belirten Ali, Tahran yönetiminin her geçen gün daha da zayıfladığını ve bölgedeki vekil güçlerinin büyük darbe aldığını söyledi. Ali, olası bir çatışmada ABD’nin vereceği karşılığın İran için “yok edici” sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

HEDEFTE DEVRİM MUHAFIZLARI VE NÜKLEER TESİSLER

Bölgedeki askeri hareketliliği değerlendiren Dr. Anar Ali, ABD’nin İran’a yönelik sert bir saldırı hazırlığında olduğunu ifade etti. Ali, “Amerika Birleşik Devletleri’nin böyle bir saldırı yapacağını ben de düşünüyorum çünkü hazırlıklar o yönde. Eğer ABD bir saldırı yapacaksa, bu Haziran’daki saldırıdan çok daha sert ve kapsamlı olacaktır. Sınırlı bir operasyon olmaz” dedi.

ABD’nin öncelikli hedefinin Devrim Muhafızları olduğunu belirten Ali, tehdit algısının bu yapı üzerinde yoğunlaştığını kaydetti. Olası saldırının İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmaya yönelik olacağını söyleyen Ali, nihai aşamada nükleer tesislerin de hedef alınabileceğini ifade etti.

İRAN’IN 50 YILLIK YATIRIMI ÇÖKTÜ

İran’ın bölgedeki paramiliter yapılarının ciddi darbe aldığını dile getiren Dr. Anar Ali, 7 Ekim sonrası sürecin Tahran tarafından sağlıklı yönetilemediğini söyledi. Hizbullah’ın neredeyse tüm lider kadrosunun ortadan kaldırıldığını belirten Ali, “Bu yapı, İran devriminin 50 yıllık yatırımıydı” diye konuştu.

Mossad’ın İran içindeki operasyon kabiliyetine de dikkat çeken Ali, Genelkurmay Başkanı’nın yatak odasında hedef alındığını, bilim insanları ve üst düzey komutanların İran içindeki ajanlar aracılığıyla etkisiz hale getirildiğini söyledi. Ali, bu gelişmelerin ardından İran’ın bölgedeki etkinliğinin büyük ölçüde kırıldığını vurguladı.

ABD’NİN MASADAKİ ÜÇ ŞARTI

ABD’nin İran’a yönelik üç temel talebi olduğunu ifade eden Dr. Anar Ali, bu talepleri şöyle sıraladı: İran’ın zenginleştirilmiş uranyuma sahip olmaması, balistik füze kapasitesini azaltması ve Hizbullah, Husiler ile Haşdi Şabi gibi yapılara verilen desteğin sonlandırılması.

İran’ın bu üç şartı birden kabul etmesinin mümkün olmadığını belirten Ali, Tahran’ın en azından nükleer başlıkta taviz vermek zorunda kalabileceğini söyledi. Aksi halde ABD’nin İran’ı tarihinin en zayıf döneminde yakaladığının farkında olduğunu ifade etti.

“YIKICI BİR SALDIRININ KARŞILIĞI ÖLÜMCÜL OLUR”

İran’ın Körfez ülkelerindeki ABD üslerini hedef alabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirten Dr. Anar Ali, ancak böyle bir misillemenin ABD tarafından tolere edilmeyeceğini söyledi. Ali, “Eğer İran, tolere edilemeyecek ölçüde yıkıcı bir saldırı gerçekleştirirse, ABD’nin vereceği ikinci karşılık İran için ölümcül olur” ifadelerini kullandı. 

Mevcut durumun bir “dehşet dengesi” olduğunu vurgulayan Ali, İran’ın aslında bir anlaşma arayışı içinde olduğunu ve Türkiye ile Umman gibi ülkeler üzerinden diplomatik kanalların devreye sokulmaya çalışıldığını ifade etti. Ancak ABD’ye ait bir üsse yönelik yıkıcı bir saldırının, İran açısından geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuracağını sözlerine ekledi.

> {timestamp}

SAVAŞIN YENİ CEPHESİ: ELEKTROMANYETİK SPEKTRUM

Modern savaş meydanlarında artık yalnızca mermiler ve füzeler değil, görünmeyen frekanslar da çarpışıyor. Askeri Stratejist Dr. Hüseyin Fazla, günümüz savaşlarının siber harp ve elektromanyetik spektrum üzerinden şekillendiğini belirterek, düşman radarlarını baskılayan özel platformların kritik rolüne dikkat çekti. Türkiye’nin bu alanda önemli bir eşikten geçtiğini vurgulayan Fazla, ASELSAN ve TUSAŞ tarafından geliştirilen yerli elektronik harp uçaklarının sahaya inmesiyle dengelerin değişeceğini söyledi.

Harp ortamında artık her şeyin dijital ağlar üzerinden yürüdüğünü ifade eden Fazla, radar sistemlerinin savaşın kalbi konumunda olduğunu dile getirdi. Fazla, “Bir balistik füze sisteminiz ya da hava savunma sisteminiz varsa mutlaka bir radara ihtiyaç duyarsınız. İşte tam bu noktada, elektromanyetik sistemleri baskı altında tutacak uçaklara ihtiyaç ortaya çıkıyor” dedi.

RADARLARI KÖR EDEN TEKNOLOJİ

Elektronik harp uçaklarının düşman savunmasını nasıl etkisiz hâle getirdiğini anlatan Dr. Hüseyin Fazla, bu sistemlerin radarları adeta işlevsiz bıraktığını vurguladı. Fazla, “Radar o kadar çok sahte hedef görür ki gerçek hedefi ayırt edemez. Hangi hedefe angaje olacağını bilemediği için füzelerini boşa harcamak zorunda kalır. Uçaklar hedefe doğru ilerlerken, radar ekranında bambaşka bir yerdeymiş gibi algılanabilir” değerlendirmesinde bulundu.

GÖKYÜZÜNÜN ‘WİLD WEASEL’LARI VE GROWLER ETKİSİ

Bu teknolojinin geçmişten günümüze gelişimini de özetleyen Fazla, eskiden bu görevlerin F-4G uçaklarıyla yürütüldüğünü hatırlattı. F-4’lerin “Wild Weasel” olarak bilinen versiyonlarının, düşmanın elektromanyetik spektrumunu baskı altına almak için kullanıldığını söyleyen Fazla, “Radarınızı çalıştırdığınız anda vurulabilecek bir yetenekten söz ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Modern sistemlerin geldiği noktaya da değinen Fazla, EA-18G Growler uçağını örnek göstererek, “Growler, radyo frekansı yayan herhangi bir hedefin çıkış noktasını tespit eder. Bu kaynağı ister karıştırarak bastırır, ister tamamen devre dışı bırakır ya da doğrudan radyo frekansına güdümlü füzelerle vurur” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE’DEN DEV HAMLE: YERLİ ELEKTRONİK HARP UÇAKLARI GELİYOR

Türkiye’nin bu alandaki küresel rekabette geri kalmadığını vurgulayan Dr. Hüseyin Fazla, yerli ve millî projelere dikkat çekti. Fazla, “Türkiye’de ASELSAN ve TUSAŞ tarafından, Global 6000 platformu üzerinde 4 adet ‘Stand-off Jammer’ yani elektronik harp uçağı geliştirme çalışması yürütülüyor” bilgisini paylaştı.

Bu yeteneğin Türkiye’ye stratejik bir güç kazandıracağını ifade eden Fazla, “Bu sistemler birkaç yıl içerisinde sahada aktif olarak kullanılmaya başlanacak. Elektronik harp kabiliyeti, bugün tüm ülkelerin elde etmeye çalıştığı son derece kritik ve hassas bir yetenek” dedi.

> {timestamp}

İSRAİL SİYASETİNDE ARAPLAR KOALİSYONA MI GİRİYOR?

Güvenlik Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Uğur Özgöker, İsrail siyasetindeki bıçak sırtı dengeleri ve Gazze'nin ardından şekillenecek yeni haritayı A Haber’de değerlendirdi. Özgöker, Netanyahu’nun uluslararası itibarını kurtarmak adına Gazze'de "iş bittikten sonra" Filistinli Arapları koalisyon ortağı yapabileceğine dair çarpıcı tespitlerde bulundu.

İSRAİL SİYASETİNDE 61 SANDALYE ÇIKMAZI

İsrail’deki siyasi yapının hiçbir zaman tek partili güçlü bir iktidara geçit vermediğini vurgulayan Güvenlik Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Uğur Özgöker, “Şimdi orada 59’a 61, 58’e 62 hep böyle oluyor koalisyonlar. Hiçbir zaman güçlü bir tek parti gelmiyor” ifadelerini kullandı. İsrail’deki tüm siyasi kanatların Arapları iktidardan uzak tutmak konusunda ortak bir tavır sergilediğine dikkat çeken Özgöker, “Ancak hepsinin; yani liberal, sosyal demokrat ve aşırı sağcı Yahudi İsrail... Eğer Araplar bir şekilde iktidara gelecekse gidiyorlar rakibini destekliyorlar, Arabı koalisyona falan sokmuyorlar. Öyle kesin bir yaklaşımları var. Bu en sosyal demokratında bile var” sözleriyle İsrail siyasetindeki katı kırmızı çizgiyi anlattı.

NETANYAHU'NUN GAZZE SONRASI "İTİBAR" PLANI

Gazze’deki operasyonların ardından yaşanabilecek süreci Donald Trump’ın söylemlerine atıfta bulunarak değerlendiren Prof. Dr. Özgöker, “Bu sandalyeler, bu gördüğünüz resim şu şekilde olabilir; alacağını aldı diyelim Gazze'de iş bitti, Trump'ın dediği gibi: 'Dışını İsrail aldı, içini boşalttırdı, Hamas’ı yolladı, yeni bir rejim getirttirdi, yatırımlar yaptı, tehdidi yok etti.' Kendi istediğini aldı Netanyahu” diyerek İsrail’in bölgedeki yeni stratejisini aktardı. Netanyahu'nun uluslararası arenadaki sıkışmışlığına değinen Özgöker, “Uluslararası ambargolardan, cezalandırmalardan da varsayalım ki kurtuldu. O zaman işte ortalığı sakinleştirmek, İsrail’in bozulan itibarını düzeltmek, kendi itibarını düzeltmek için bu şekilde Filistinli Araplarla bir koalisyona gidebilir” şeklinde konuştu.

ARAP BLOKU İÇİNDEKİ KRİTİK AYRIŞMA

İsrail içerisindeki Arap siyasi oluşumlarının homojen bir yapıda olmadığını ve bazı kesimlerin İsrail ekseninde hareket ettiğini belirten Prof. Dr. Özgöker, “Arapların içinde bayağı İsrail politikasını güden maalesef, maalesef diyorum; İsrail politikası güden Araplar var.” dedi. Netanyahu’nun Gazze’de istediği rejimi kurması halinde bu grupları hükümete dahil edebileceğini öngören Özgöker, “Dolayısıyla bir şekilde Araplar eğer Netanyahu istediğini aldı, bu şeyi devam ettirirse, yeniden inşa başlar, itibarı düzeldi, Hamas’ı yolladı, yeni bir rejimi getirtti, hepsini yaparsa o zaman bu koalisyondan yani Araplardan, Filistinlilerden iktidarına da alabilir” sözleriyle analizini tamamladı.

> {timestamp}

HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA BİLEK GÜREŞİ

Dünyanın en kritik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda tansiyon en üst seviyeye çıktı. İran’ın bölgedeki hâkimiyetini pekiştirmek amacıyla başlattığı iki ayrı askeri tatbikat, bölgede bulunan ABD varlıklarını alarma geçirdi. Askeri Stratejist Dr. Hüseyin Fazla, bölgede oluşan askeri dengeleri ve olası bir çatışmanın dinamiklerini A Haber’e değerlendirdi. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda karşılıklı “güç gösterileri” sürerken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan (CENTCOM) art arda sert açıklamalar geldi.

İSRAİL VE KÖRFEZ HATTI MERCEK ALTINDA

Bölgedeki deniz hâkimiyetinin stratejik önemine dikkat çeken Askeri Stratejist Dr. Hüseyin Fazla, İran’ın gerçekleştirdiği tatbikatların iki gün sürdüğünü belirterek, İran’ın söz konusu bölgede deniz hâkimiyetine sahip olduğunu ifade etti. Umman’ın faaliyetlerinin de dikkate alındığını kaydeden Fazla, İran’ın hâkimiyetinin daha belirleyici olduğunu vurguladı. Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’da ABD’ye ait hava üsleri ve askeri varlıkların bulunduğunu hatırlatan Fazla, İran’ın bu tatbikatlarla dünyaya “Bu bölgede gücüm var ve bunu gösterebiliyorum” mesajı verdiğini söyledi. Tatbikatların denizcilik açısından bir manevra arayışı olarak da değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

CENTCOM’DAN “TOLERANS GÖSTERİLMEYECEK” AÇIKLAMASI

İran’ın hamlelerine ABD cephesinden gecikmeden yanıt geldi. CENTCOM, “Ortadoğu'da görev yapan Amerika personelinin, Amerikan askerinin ve gemilerinin, hava araçlarının güvenliğini biz sağlayacağız o bölgede. Devrim Muhafızları Ordusu'nun güvensiz eylemlerine hiçbir şekilde tolerans gösterilmeyecek. Amerikan ordusu dünyanın en yüksek eğitimli ve caydırıcı gücüne sahiptir” denildi. Açıklama, Tahran’a yönelik açık bir uyarı olarak değerlendirildi.

MAYINLAR VE İNSANSIZ DENİZ ARAÇLARI GÜNDEMDE

İran’ın olası harekât senaryolarını değerlendiren Dr. Hüseyin Fazla, muhtemel bir çatışma durumunda İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmak amacıyla deniz mayınları kullanabileceğini söyledi. Bunun yanı sıra insansız deniz araçları, torpido benzeri sistemler ve küçük hücum botlarının da devreye girebileceğini belirtti. Fazla, sivil gemilerin de hedef alınabileceği uyarısında bulunarak, İran’ın “Bizim iznimiz dışında kimse girip çıkmasın” yaklaşımıyla deniz trafiğini kilitleyebileceğini dile getirdi.

KÜRESEL TİCARETİN CAN DAMARI RİSK ALTINDA

Hürmüz Boğazı’nın yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik açıdan da kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Fazla, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin bu boğazdan geçtiğini hatırlattı. Fazla, “ABD, dünya hakimiyetinin bir parçası olarak deniz trafiğinin ve boğazlarının korunmasından sorumlu olarak karşılanır. Sentkom gibi dünyada sekiz tane sıradanlık var ve bunların aslı görevi dünyanın Amerikan çıkarları akmasını. olur" değerlendirmesinde bulundu.

DAR SULARDA DEV GEMİLERİN MANEVRA SORUNU

Coğrafi koşulların askeri operasyonlara etkisine değinen Dr. Hüseyin Fazla, Hürmüz Boğazı’nın darlığı ve sığlığı nedeniyle büyük görev grupları için uygun olmadığını söyledi. Fazla, "Böyle büyük bir görev gücü, uçak gemisinin olduğu bir grup Ege Denizi'ne giremediği gibi buraya da komple giremez. Manevra alanı dar, deniz sığ. Dolayısıyla o taraftan harekata uygun değil" dedi. Olası bir çatışma anında devreye girecek sistemler de sıralayan Dr. Hüseyin Fazla, "Hava savunma sistemleri, Aegis sistemleri veya gemilerdeki Tomahawk füzeleri devreye girer. Ayrıca şu an gözükmeyen bölümler, İran içlerinde noktasal taarruzlar için hazır bekletiliyor. Ancak mevcut tabloya bölme, bu gemilerle İran'ın içlerine girme bir şey yapması ABD için o kadar mümkün değil; gerçekleşenler bir güç oluşumundan ibarettir" diye konuştu.

> {timestamp}

“TRUMP’IN HAMLESİ ORTADOĞU’YU ATEŞE VERDİ”

ABD’de Başkanlık koltuğuna yeniden gelen Donald Trump, dünya genelinde savaş gerilimini yükseltti. Ocak ayının ilk günlerinde Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya yönelik operasyon düzenleyen Trump, Maduro’yu alıkoymuş ve hukuksuz bir şekilde yargılamıştı. Bu skandalın ardından Trump yönetimi, gözünü bu kez İran’a çevirdi.

A Haber ekranlarına konuk olan Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür, Trump’ın İran’a yönelik olası hamlelerini ve bölgedeki yeni güç dengelerini değerlendirdi. Övür, Trump’ın bölgeyi tamamen ateş çemberine çevirmek yerine stratejik bir denge kurmak isteyebileceğini belirtirken, Türkiye’nin diplomatik rolü ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın uyarılarının hayati önem taşıdığını vurguladı.

TRUMP’IN KÜRESEL DİZAYNI VE ÇİN’İ DURDURMA STRATEJİSİ

Dünya siyasetinde yeni bir dönemin başladığını vurgulayan Mahmut Övür, “Trump yönetimi dünyaya şekil vermeye çalışıyor ve bir biçimde Çin’i durdurmayı hedefleyen setler oluşturuyor” dedi. Batı dünyasının İran konusunda Trump ile hızla aynı çizgiye geldiğine dikkat çeken Övür, “Batı’ya sert yüklenen Trump, İran söz konusu olunca Batı ile birlikte topyekûn bir tavır almaya başladı” ifadelerini kullandı.

Trump’ın askeri çatışmadan ziyade sistemi dönüştürmeye odaklanabileceğini belirten Övür, “Eğer Amerikan ekonomisi enerji ve dolar ilişkisinde derin bir kriz yaşıyorsa savaş çıkartır diye düşünebilirsiniz, ama gördüğüm kadarıyla Trump savaş çıkarmadan bu meseleyi çözmek istiyor” diye konuştu.

Ortadoğu’da daha stabil bir yapı hedeflendiğini söyleyen Övür, “Körfez ülkelerini yola getirdi, Türkiye ile ilişkiler zaten iyi, Suriye düzelmeye başladı; şimdi İran’ı bir biçimde halletmek istiyor” değerlendirmesinde bulundu.

İRAN YAPAYALNIZ MI KALDI?

Bölgedeki diğer aktörlerin sessizliğine işaret eden Övür, “Trump bu hamleyi yaparken ne Çin’den ne Rusya’dan fazla ses geliyor; onları zaten Suriye’den ve Akdeniz kıyısından etkisiz hale getirdi” dedi. İran’ın müttefikleri tarafından yalnız bırakıldığını savunan Övür, “Düne kadar birçok projede birlikte hareket eden İran, Rusya ve Çin üçlüsünde, ne hikmetse İran yapayalnız kaldı. Tek sahip çıkmaya çalışan ülke Türkiye” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE’NİN "SİYASİ AKLI" VE HAKAN FİDAN’IN UYARILARI

Türkiye’nin bölgedeki kaosu önlemek için yürüttüğü diplomasi trafiğinin önemine değinen Övür, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, çok açık şekilde İran’a yönelik sert bir saldırının bölgeyi tahrip edeceğini söylüyor ve Amerikan yönetimini uyarıyor” dedi.

Çözümün askeri yıkımdan ziyade diyalogda olduğunu belirten Övür, “Belki de Hakan Fidan’ın dediği gibi adım adım sorunları masaya yatırarak bir görüşme süreci başlayabilir” ifadeleriyle makul çözüm yoluna dikkat çekti.

MALİYETLİ YIĞINAĞIN ARKASINDAKİ "ENERJİ" HESABI

ABD’nin Basra Körfezi’ne yaptığı devasa askeri yığınağın ekonomik boyutuna da değinen Övür, “O gemilerin oraya gelmesi inanılmaz maliyetli ama işin arka planında enerji var” dedi. Amerika’nın asıl kazancının İran’ı sisteme entegre etmek olduğunu savunan Övür, “İran’ı stabil hale getirdiklerinde Amerika’nın kazancı çok daha farklı olacak; o yüzden ABD o uçakları yığmanın hesabını yapmaz” diyerek analizini tamamladı.

> {timestamp}

"ABD’NİN HEDEFİ SADECE İRAN DEĞİL"

Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, bölgedeki İran–ABD–İsrail geriliminin perde arkasını ve Trump dönemi beklentilerini A Haber ekranlarında değerlendirdi. Başbuğ, İran’ın vekil güçler üzerinden yürüttüğü siyasetin artık sona erdiğini, Türkiye’nin olası bir savaşı önlemedeki arabuluculuk rolünün kritik önem taşıdığını ve ABD’nin asıl hedefinin İran üzerinden Çin’i kuşatmak olduğunu vurguladı.

50 YILLIK “DANIŞIKLI DÖVÜŞ”ÜN SONU

Bölgede uzun süredir süren jeopolitik ilişkileri değerlendiren Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, İran, Amerika ve İsrail arasındaki ilişkinin artık eski dinamizmini yitirdiğini söyledi. Başbuğ’a göre bu üçgen; yıllarca çatışma, vekil savaşlar ve nüfuz mücadelesi üzerinden yürüdü, ancak artık yeni bir döneme girildiğini belirtti. İran’ın bölgedeki stratejik hamleleri ve vekil örgütlerle yürütülen faaliyetler uzun süredir bölgesel gerilimi artırdı.

Başbuğ, İran’daki iç güvenlik zafiyetlerine de dikkat çekerek, rejime duyulan güvenin azaldığını aktardı. Cumhurbaşkanının helikopter kazası, üst düzey isimlere yönelik saldırı iddiaları gibi gelişmelerin İran toplumunda ve güvenlik bürokrasisinde ciddi sorgulamalara yol açtığını söyledi.

"ABD’NİN STRATEJİK HEDEFİ: ÇİN"

Başbuğ, ABD’nin stratejik hedefinin sadece İran’a odaklanmadığını, esas amacın Çin’in yükselişini frenlemek olduğunu vurguladı. Trump dönemi stratejilerinde bu hedefin ön planda olduğunu savunan Başbuğ, “Trump’ın ana hedefi, Çin’e gidecek enerji akışını kesmek” şeklinde konuştu. Bu bağlamda, ABD’nin küresel güç dengelerinde hem Rusya’yı hem de Çin’i dengelemek istediğini belirtti.

Emekli Albay Başbuğ, ABD deniz gücünün “sarsılmaz armada” imajının gerçeklikle örtüşmediğini söyledi. Yemen’de Husiler tarafından uçak gemisine yönelik saldırı ve F‑18 tipi savaş uçaklarının vurulması gibi vakaların ABD’nin askerî kudret algısını tartışmaya açtığını ifade etti. İran’ın balistik füze kabiliyetleri ve hızlı hücum botları gibi unsurların, büyük ölçekli bir çatışmada ABD’ye önemli askeri zorluklar çıkarabileceğini belirtti.

Başbuğ’a göre İran, ciddi bir askeri kapasiteye sahip. Özellikle balistik füze sistemleri ve deniz unsurlarının, düşman unsurlara karşı caydırıcı potansiyel taşıdığını söyledi. Ayrıca Yemen’deki Husiler’in İran ile ilişkisi üzerinden olası bir çatışma durumunda ABD ile Yemen arasında yapılan ateşkesin bozulacağını ilan etmesinin bölgede yeni dinamikler oluşturduğunu aktardı.

> {timestamp}

"MOSSAD SAHADA, ABD İHTİYATTA"

Askeri Stratejist Doç. Dr. Kemal Olçar, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik muhtemel harekât planının perde arkasındaki kritik detayları A Haber ekranlarında değerlendirdi. Tahran’daki stratejik yerleşkelerin ciddi bir drone tehdidi altında olduğunu vurgulayan Olçar, planlanan operasyonun yalnızca askeri bir müdahale değil, aynı zamanda Çin’in enerji koridorlarını kesmeye yönelik kapsamlı bir ekonomik hamle olduğuna dikkat çekti.

"TAHRAN’DAKİ KRİTİK NOKTALAR DRONE TEHDİDİ ALTINDA"

Olası harekâtın teknik boyutlarını değerlendiren Doç. Dr. Kemal Olçar, İran içinde uzun süredir devam eden bir hazırlık sürecine işaret ederek, “İçeride iş birlikçi unsurların devreye sokulması, irtibat ağlarının kurulması ve yönlendirilmesi söz konusu. Hatta şu an itibarıyla küçük çaplı droneların ülke içine sokulmuş olması da kuvvetle muhtemel. Bu dronelar, nokta operasyonlar yapabilecek kapasitede” ifadelerini kullandı.

Özellikle Tahran’daki yönetim merkezlerinin hedef olabileceğini belirten Olçar, “Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi olarak bilinen, bakanlıkların bulunduğu ve yabancı heyetlerin ağırlandığı kompleks ciddi risk altında. Nokta operasyonların bu bölgede yoğunlaşmasını bekliyoruz” diyerek tehdidin boyutunu ortaya koydu.

Operasyondaki rol dağılımını analiz eden Olçar, saha faaliyetlerinin büyük ölçüde İsrail tarafından yürütüleceğini belirterek, “İçerideki tüm operasyonel faaliyetlerin Mossad tarafından icra edilmesi muhtemel. ABD ise arka planda, ihtiyat kuvvet olarak konumlanmış durumda” dedi.

Harekâtın hava unsurlarıyla desteklenebileceğini kaydeden Olçar, “F-35 ve F-15I savaş uçakları ile uzun menzilli balistik füzeler bu senaryoda devreye sokulabilir. Mevcut hazırlıklar bu ihtimali güçlendiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

PSİKOLOJİK HARP VE ZAMANLAMA MESAJI

Operasyonun zamanlamasının kamuoyuna yansıtılmasının stratejik bir mesaj içerdiğini vurgulayan Olçar, “Bir harekâtın saatinin ve başlangıç zamanının deklare edilmesi, hem kendi birliklerine ‘hazır olun’ mesajıdır hem de karşı tarafa kararlılık gösterisidir” ifadelerini kullandı.

ABD uçak gemilerinde görev yapan personelin uzun süreli teyakkuz hâlinin psikolojik etkilerine de değinen Olçar, “Bir uçak gemisinde yaklaşık 5 bin personel görev yapıyor. Açık denizde uzun süre tam teyakkuzda beklemek ciddi bir psikolojik yıpranmaya yol açar. Bu tür açıklamalar aynı zamanda kendi personeline verilen bir motivasyon mesajıdır” dedi.

ASIL HEDEF: ÇİN’İN ENERJİ DAMARLARI

İran’ın enerji kaynaklarının küresel güç dengelerindeki rolüne dikkat çeken Olçar, “Körfez bölgesindeki petrol ve doğalgaz Avrupa’yı beslerken, İran’ın enerji kaynakları ağırlıklı olarak Çin’e akıyor. ABD, Körfez’i güvence altına alırken aynı zamanda İran üzerinden Çin ve diğer hasım ülkelerin enerjiye erişimini kesmeyi hedefliyor” ifadelerini kullandı.

Çin’in enerji bağımlılığına vurgu yapan Olçar, “Çin günlük enerji ihtiyacı çok yüksek olan bir ülke. Bu ihtiyacı yalnızca Rusya üzerinden karşılaması kolay değil. İran bu noktada kritik bir damar” değerlendirmesinde bulundu.

TRUMP’IN ‘MALİYET’ HESABI VE STRATEJİK ÇELİŞKİ

Donald Trump’ın yaklaşımının ekonomik çıkar odaklı olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Kemal Olçar, “Trump, girdiği her askerî sürecin maliyetini karşılayacak bir ekonomik getiri hedefler. İsrail bu maliyeti tek başına karşılayamaz. Ancak İran’daki bazı enerji tesislerinin yabancı yatırımlara açılması, bu maliyetin telafi edilmesini mümkün kılabilir” dedi.

Mevcut durumun ABD’nin resmî strateji belgeleriyle çeliştiğini belirten Olçar, sözlerini şöyle tamamladı:

“ABD’nin ulusal güvenlik strateji belgelerinde Orta Doğu’daki askerî varlığın azaltılacağı belirtilmişti. Ancak böylesi bir harekât ciddi bir maliyet demektir. Bu maliyetin karşılığı ise petrol ve doğalgazdır.”

> {timestamp}

KRİTİK TARİH PAZAR SABAHI: “GERİ DÖNÜLEMEZ NOKTADAYIZ”

Ortadoğu nefesini tutarken, gözler Washington’dan gelecek açıklamalara çevrildi. ABD merkezli yayın organlarında yer alan iddialara göre, ABD’nin İran’a yönelik kapsamlı bir saldırı planladığı ve operasyonun en erken pazar sabahı başlayabileceği öne sürüldü.

Bölgedeki askerî hareketlilik en üst seviyeye çıkarken, AA Ortadoğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, Ürdün’den aktardığı sıcak bilgilerle devam eden sevkiyatı ve olası saldırının stratejik detaylarını paylaştı.

ABD ve İsrail basınında geniş yankı bulan saldırı iddialarını değerlendiren AA Ortadoğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, İran’a yönelik olası bir saldırı için pazar sabahının kritik tarih olarak öne çıktığını söyledi. Boyraz, “Trump’ın, İran’a yönelik bir saldırının pazar sabahı başlatılması için onay verebileceğine dair bilgiler var. Müttefiklere verilen bilgilere göre saldırılar en erken pazar günü başlayabilir. İsrail basınındaki analizlere göre ise İsrail makamları, ABD’nin ‘no return’, yani geri dönülemez noktaya geldiği ve saldırının kaçınılmaz olduğu kanaatinde” ifadelerini kullandı.

Haziran ayındaki hava hareketliliği yoğunluğuna henüz ulaşılmadığını ancak hazırlıkların hızla sürdüğünü belirten AA Ortadoğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, “Bazı analistler, savunma sistemlerinin tam olarak kurulabilmesi için bir iki haftaya daha ihtiyaç olduğunu söylüyor” diyerek sürecin hassasiyetine dikkat çekti.

BÖLGEYE DEV SEVKİYAT: ÜRDÜN VE KÖRFEZ’E YOĞUN YIĞINAK

Saldırı öncesinde ABD’nin bölge ülkelerini koruma altına almak amacıyla kapsamlı bir mühimmat ve savunma sistemi sevkiyatı gerçekleştirdiğini sahadan aktaran AA Ortadoğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, “Bulunduğum Ürdün’e ABD kargo uçaklarıyla yeni hava savunma sistemleri getirildiğine dair bilgiler var. ABD; Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün gibi ülkelere yoğun şekilde hava savunma sistemi konuşlandırıyor. Çünkü olası bir saldırı durumunda İran’ın bu kez çok daha sert karşılık verebileceği değerlendiriliyor. İran’ın elindeki tüm imkânları kullanmaktan çekinmeyeceği düşünülüyor” dedi.

Olası saldırının kapsamına ilişkin sızan bilgileri paylaşan AA Ortadoğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, “Basına yansıyan bilgilere göre ilk aşamada nükleer tesislere yönelik güçlü nokta atışları, ikinci aşamada ise Devrim Muhafızları ve mümkün olması hâlinde rejim lideri Ali Hamaney’e yönelik operasyonlar gündemde. Donald Trump, nokta atışı güçlü saldırılarla kısa sürede zafer ilan etmeyi hedefliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Trump’ın stratejisini de analiz eden Boyraz, “Trump zaman zaman büyük askeri yığınaklarla baskı kurup karşı tarafı masaya oturtmayı hedefler. Ancak mevcut tabloya bakıldığında, bu kadar maliyetli bir hazırlığın ardından saldırının kaçınılmaz olduğu yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş durumda” ifadelerini kullandı.

"SALDIRI BÖLGEYİ KAOSA, DÜNYAYI EKONOMİK KRİZE SÜRÜKLEYEBİLİR”

Türkiye’nin arabuluculuk çabalarının sürdüğünü ancak bölge ülkelerinin ciddi endişe taşıdığını vurgulayan AA Ortadoğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, “Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye başta olmak üzere tüm bölge ülkeleri İran’a yönelik bir saldırıya karşı. Böyle bir adımın bölgede büyük bir kaosa yol açacağı, Hürmüz Boğazı’nın kapanması hâlinde petrol trafiğinin duracağı ve dünya ekonomisinin ciddi şekilde sarsılacağı endişesi hâkim” dedi.

Boyraz, diplomatik seçeneklerin hâlâ masada olduğunu ancak askeri hazırlıkların da en üst seviyede sürdüğünü belirterek, bölgedeki gerilimin zirve noktasına ulaştığını aktardı.
 

Mobil uygulamalarımızı indirin